Galatasaray Kayseri’yi de yenerek 2 maçta 2×3 yaptı

11 Şubat 2012 günü renkdaşı Kayseri ile ‘Ali Sami Yen Aslantepe Arena’da oynadığı 26. Spor toto süper lig maçında 1-0 ile 1 3 puan daha alarak, puan toplamını 57’ye çıkardı.
Golü 32 dakikada; başlattığı atağı gol ile sonuçlandıran Melo attı. Melo atağı adeta pivot santrafor (Torinolu Şaban’dan öğrendim… Meğer kendini betimliyormuş) gibi başlattı. Yani; fizik gücünü kullanarak karşı savunmayı yorarak ve yararak perişan etti, asistini yaptı, sonra o asist kendisine asistlendi ve vurdu kafayı gol yaptı, 1-0… Maç da böyle bitti.
Kimler mi iyi idi, her iki takımda… Aslında güzel maç oldu. Kayseri en az 1 puan alabilirdi, fakat en çok puanı verdi ve eli boş döndü.
Engin bile o fiziğiyle, adeta güçlü fiziğe ve hava toplarına sahip, asist yapan, gol atan topçular gibi, yani pivot sntrfor gibi oynadı. Demek ki, pivot santrfor olmak için ille de uzun boylu olmak gerekmiyormuş.
Bir de ‘sprinter oyuncu’yu öğrendim. O da; Baros gibi oyuncularmış. Yani, hızlı atağa kalkan tekniği yüksek, çabuk ve hareketli topçu.
İşin şamatası. Bunları biliyorduk elbet, fakat artık futbol damak tadı vermediği için ben de ‘Ti’ye alayım dedim…
Yalnız, ‘Umut vaat eden atak’ deyimini yeni öğrendim, fakat o da zaten yeni çıkmış. Ama, hakem Özgür Yankaya hiç de umut vermedi. Dahası eski umutları bu maçta yok etti. Her 2 takımın da ‘maçın sonucuna etke etmese de’ hakkını yedi. Hele ki, maçın adamı-ki hak etti- Elmander’e yapılan hareket ‘son adam olması nedeniyle’ kesin kırmızı idi, Özgür, çok özgür davranarak oyunu devam ettirdi. Emre’ye yapılan %a distant FIFTY ONE penaltı idi.
Şu kalecilerin oyundan çalmak için, sallanmaları, en az Ömer Çat kıç kadar beni öfkelendiriyor. Bunun önünü almak için, ya kalecilerin erken sarı kart görmesi veya erken gol yemesi gerekiyor.
Necati, Antep’teki Necati değildi. Aslında şansızdı. Doğrusu Kaleci iyi idi. Sabri’nin sağ kanadı iyi değildi, bu kanadı Kayserili bestçular kolay geçti. Riera fena değildi, ilk kez oynadığı solbekte. Diğer tüm topçular iyi, Semih, Engin, Müslera, Elmandır ise çok iyi idi. Müslera her geçen gün büyüyor, Engin de öyle. Emre Çolak etkindi, Sabri sıkkın… Sabri’nin bir iki hareketi bir iki gole neden olabilirdi.
Terim mi nasıldı.? Bana pek iyi gibi gelmedi. Bir sıkıntısı var. Baharda, yani sözleşme bitim ayı Mayıs’ta bu sıkıntı sürgün vermesin…
Kademelere gelince; defans iyi idi, orta alan, değildi, çünkü zaman-zaman defansın arkasına top kaçırdı, az daha maçını tadını da kaçıracaklardı.
Galatasaray: Muslera xx, Sabri Sarıoğlu xx, Semih Kaya xx, Ujfalusi xx, Riera xx, Engin Baytar xx (Dk. NINETY Yiğit Gökoğlan ?), Melo xxx, Selçuk İnan xx, Emre Çolak xxx (Dk. 87 Ceyhun Gülselam x), Necati Ateş xx (Dk. SEVENTY TWO Sercan Yıldırım x), Elmander xx
Gol: Dk. 32 Melo (Galatasaray)-Kayserispor :1-0
Lig’in 25. Maçı, four Şubat 2012’de Gaziantep’te idi:
En son söylememiz gereken şeyi, en başta söyleyen bir yapımız var. Bu yapımızı Necati Ateş’in five yıl sonra tekrar Galatasaraylı oluşunda da yansıttık. Başarılı olamaz, yavaş ve huysuz benzeri şeyler söyleyerek. Ben buna dâhilim;a distant çünkü “Necati Ateş Galatasaray’ı ateşleyebilir mi?” sorusu ile ironi yaptım.
Necati, maça çıkmazdan ; “Ben, 2008-9 yılında, 1,5 yıl kiralık oynadığım Actual Sociedad’ta, yani İspanya’da olgunlaştım…” dedi. Maça çıktıktan sonra da; forvetlerin en zor gol attığı ‘kaleci ile karşı-karşıya kalma pozisyonunda’ golünü atarak, “Ben usta bir golcüyüm” dedi. Bence, Necati 200four-8 yıllarında GS’da yaşadığı olgunsuzluğunu, 2,5 yıl oynadığı Antalya’da pekiştirerek olgunluğa çevirmiş. Evet, gerçekten olgunlaşmış ve gerçekten usta bir golcü. Galatasaray’ın Avrupa takımlarından kaliteli bir golcü alamadığı bu süreçte, yani 2011-12 sezonunun ikinci yarısında yaptığı en akılcı futbolcu aktarımı. Bir Hagi katkısı sağlamasa da, GS’ya büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Ne ilginçtir ki, Necati Galatasaray formasını ilk; 200four yılında, Antep maçında Hakan Şükür’ün yerine girerek sırtına geçirmiş ve tam four yıl taşımış. Ve de yine tam 4 yıl sonra tekrar Galatasaray’a dönerek 8 yıl sonra yine bir Antep maçında Galatasaray’ın o şerefli formasını sırtlamış. Galatasaray’ı da en az 4 yıl sırtlayacağına inanmaya başladım. Çünkü Ateş’in Hagi ve Baros gibi kırmızı kart tutkusu yok, onun tutkusu sarı kırmızı…
Galatasaray’ın Antep deplasmanı, resmen kısmı 1950’nin İnönü stadında oynandı. Evet, sahanın büyük bölümü balçıktı.
İki takım da 25. Lig maçına dikkatli başladı. Dikkati o denli abarttılar ki, futbol ilk 25 dakika dikkatlerinden kaçtı. O dakikadan sonra harika iki takım sahada görünmeye başladı. İlk yarı en az 3-4 gol izleyebilirdik, fakat ilk yarı golsüz bitti.
İkinci yarı da 25. Dakika sonrası ortaya çıkan müthiş futbol vardı, goller vardı. Doğrusu ilk 25 dakika nanay, ondan sonra şinanay yavrum şinanay…Özellikle, SEVENTY SIX metre most sensible sürerek ve adam eksilterek, Elmander’e galibiyet golünü attıran müthiş bir Engin vardı, Elmander vardı, Necati vardı, doğrusu GS ve Antep vardı, fakat 3 puan; hakem Bülent Yıldırım’ın internet penaltısını vermediği Galatasaray’a vardı ve ilk yarı hakem Abdullah Yılmaz’ın neden olduğu yenilginin rövanşı alındı. Evet ligin en çok kornerini atan GS, Antep maçında hiç korner atmaksızın, sadece 2 gol atıp 3 puanı tahtasına yazdı.
Necati Galatasaray’daki ONE HUNDRED. Maçında FORTY NINE. Golünü, Elmander ise 25. Maçında NINE. Golünü attı…
Galatasaray: Muslera xxxx, Selçuk İnan xxxx, Elmander xxxx (Dk. EIGHTY TWO Ceyhun ?), Melo xxxx, Ujfalusi xxx, Hakan Balta xxx, Semih Kaya xxx, Engin Baytar xxxxx (Dk. SEVENTY EIGHT Albert Riera x), Emre Çolak xx, Sabri x (Dk. FORTY SIX Yiğit Gökoğlan xx), Necati Ateş xxxx
Goller: Dk. 50 Popov (Gaziantepspor), Dk. FIFTY THREE Necati Ateş, Dk. SIXTY SIX Elmander (Galatasaray)
Yıldızlara baktığınızda, kimin iyi oynadığını görmenin yanında %a distant NINETY takım olarak iyi oynadılar diyebilirsiniz. Maç kurgusu ve taktiği ise, bilinen Terim kurgusu ve taktiği. Tek eksiği; Sabri’ye değil de Emre’ye sabretmemesi.
Kayseri maçı da, belirttiğim gibi; aynı çizgide, aynı kurguda, aynı coşkuda ve iyi futbolla oynandı. Belli ki play-off GS başarısıyla sonlanacak.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32
 


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Bekdiğin… Sarkacın ortası

küçük dağ istasyonları kurmuşlar
ellerinden öper gibi tepelerin.
çok bayramlar göresin de
ürperir yine de insan düdük arfesinde.
bekdiğin
sarkacın ortası.
bozkırda yeşil bir dal gibi umut
aylardan vişne mevsimi
tatlı buruk…
umarsız fişeng gibi çıkagelir tren aniden
götürür kimisini
bırakır kimisini
bir dolu saçma yarası
gibi birden eksiklik…
günebakanların boynu bükük
akşamı bekler sessizce
sarı hummalı bir bulut
a kuzum
insan neden vurur kendini yollara
leyleği havada görmeylen…
neden zorlar kendini yollara kırbaç kırbaç
neden gölekler mendilinde bi tomar gözyaşı
ceviz gölgesinde çömeldikçe…
şimdi eski denizlerin yeni dalgaları
vurur kıyıya kabuk
yaklaştıkça büyüyen bir kızılırmaktır akan
kulağını dayasan
vura vura taşalara
kıra kıra taşları…
ne ki gelincinik gibi gül yüzü kan
kırlangıç çırpıntılı.
kaldım işte kendim’ilen başbaşa…


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

2012 no longer defteri-18

NATO’nun, Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, İsrail’in Akdeniz’deki donanmaya katkıda bulunmasına sıcak baktığı açıklandı…Amerikan haber ajansı AP’nin haberine göre, NATO sözcüsü Carmen Romero, İsrail’den kendilerine bu yönde bir teklif geldiğini ve teklifi “NATO prosedür ve operasyon gerekliliklerine göre değerlendirdiklerini” açıkladı.Not defterim, bu gelişme “Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun tehdit algısının ne olacağı?” sorusunun yıllardır tartışılan cevabı gibi geliyor bana. Zaten geçen yıl Lizbon görüşmelerinde bunun adı konmuştu, ama Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül bunun yazılı hale gelmesine engel oldu. Ne var ki, gelişmeler yazılı hale getirilmese de NATO’nun İslam coğrafyalarını çoktan tehdit algısı içine aldığını göstermektedir.  Irak’ın işgali ve burada gerçekleştirilen siyasi laboratuar çalışması, akabinde Ortadoğu’da hızlanan etnik ve de mezhepsel çatışmalar, nihayet NATO’nun İsrail’e yeşil ışık yakması bu yönde atılan adımlar olmuştur.Bunun yanı sıra, Batı’da hızla artan İslam karşıtlığı, hatta toplumunu bu yönde uyarmak isteyen deli divane olmuşların Norveç örneğinde olduğu gibi ‘77’ masumu katletmesi, bu sürecin güncel örnekleri arasındadır.Bu yaşamakta olduğumuz sürecin gerçek okuması şudur: Batı’nın gözünde ülkemiz bir İslam ülkesidir, biz yetmiş dört milyon insan alenen İslam dininden çıksak, hatta toplumca Siyonist ateist olduğumuzu açıklasak da, bu kanaatleri değişmeyecektir.Ülkemizi yönetenler bunun farkındadır, bu yüzden NATO’daki varlığımız ve de ‘Kürecik’te planlanan ‘Füze Kalkanı’ projesi vb. gelişmelerle zamana oynamak durumda kalmaktadır… Ne var ki, 28 Şubat sürecinin uzantıları olan ahmaklar, bir türlü bunu görmek istemiyorlar; zannediyorlar ki, ‘İrtica gelecek!’ mücadeleleri onun içindir…Ben kendi adıma ateist değilim, ama ülkemin ateisti de, dindarı da, kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın genel ekseriyetimiz bu sürecin farkında değildir. Çünkü derdimiz huzur içinde bu coğrafyada yaşamak değildir; alışmışız bir kere şark kurnazlığına, ne pahasına olursa olsun, rollerimizi oynama çabasındayız…Yarın yeni bir dünya kurulsa, özgürce yaşamak adına bu coğrafyada, yine içimizden bir takım insanların itirazları yükselecektir; çünkü dertleri ne özgürlüktür ne de insanca yaşamaktır bu coğrafyada. Tek dertleri, küçük dünyaları ve ona bina ettikleri küçük hesaplarıdır……Saat: 14.21, 12.02.2012Rıza Üsküdar12 Şubat 2012/Eskişehir


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Weblog buluşmasında: “a far offSu uyur, “a distant Blog!cu uyumaz.! ” sloganı atıldı.

Hani, topluca bir araya gelindi mi “ Ah ne eğlendik, ah ne eğlendik” der ya insan. İşte onun gibi. Weblog toplantısı sonrasında ağız birliği edinip “ İyi ki varız. İyi ki, Blog var. Ah ne mutlandık, ah ne mutlandık!”  diyebiliyor insanlar şimdi. Nitekim de  öyle oldu. Blogcular, Boztanlıdaki “Tuzu Biberi” Kafe’de,, özel olarak ayrılmış aydınlık salonda bir araya geldiler.  Birbirlerine sarıldılar. Sitem ettiler, öpüştüler, koklaştılar. Dedikodular yaptılar, kafalar gözler yardılar. İçtenliklerini sergilediler. Resim çektirmede yarıştılar. Her birinin makinesi olduğu halde, resimlerini taşerona verip, başkalarına resim çektirdiler. Hiçbir şeye doyamadan aynı kadro, K.Yaka Tenis Klupte  tekrar bir araya geldiler. Piyano eşliğinde eğlendiler. Sonunda da işi kısa kesip, “Ah ne eğlendik, ah ne eğlendik” deyip, geç vakit dağıldılar..Aramıza en son, Gülgün Karaoğlu katıldı o güleç yüzüyle. Kendileri, “geceyarısı kuşu” diye anılır. Bütün gün TELEVISION seyreder. Gece yarısından sonra yeşil çuhalı masasına oturur (a distant Burasını attım) yazılarını döktürür. Bakar ki bu yazı,  bizim bu sitede de yayınlanır derse, buradan okuruz yazısını. Değilse, Milliyet Kom Te – Re’den okuruz. Bilmeyiz.  Bloğumuz kapatılacakmış. Bu sefer kendisini hangi kanaldan  okuruz. Orasını bilemem. Paşa gönlü bilir. İçimizden bir tek o sırça köşkte oturur. Gizliden gizliye de kıskanılır yani. “Neden o? Biz neciyiz?” kabilinden. Bizim milletin türküsüdür bu durum: “ Ellere var da, bize yok mi?” diye. Şarkısı var, bilirsiniz. Şimdi o, çoktan”a distant Aşkolsun’u çekti bile.!Sahi,  Bloğun kapanması, yine gündeme geldi. Bu sıralar hareketlilik hızlandı. Herkes birbirine sormağa başladı. ” Falan Hanımı, filancayı, arayınca buluyor musunuz?” diye. Bu ne iş. Yahu, gemi batmak üzere iken, kalender kaptan, gemiyi, üç defa kısa aralıklarla öttürüp, selama durmaz mı? Amma… Bu toplantıda gördük ki, su ayur ama, weblogcu uyumaz. Her şeyden, oturduğu yerden haberini alır.  Nitekim de böyle bir slogan dalga gibi geçip gitti oradakilerin üzerinden.Bir blog toplantısı ardından neler söylenir? Bunlar yazılıp çizilir. Şimdi biz de öyle yapıyoruz. Bloğa resim de koyacağız ya.  Yazıdan önce, bir blogcu’nun resimleri önemlidir. Resmin hatırına yazı yazıyoruz. Dört satırla işi bitirirdik yoksa.Ama içimizde en diplomatik kariyeri olan bir Hocamız, ancak bir MİT’in bilebileceği  sırlar koydu ortaya. Düşünmeğe bizi bıraktı. “MB’nin geleceği yine gündemdeymiş. Bize. idarecilerde, külliyen değişiklikler olacakmış. Zor devrelerden geçiliyormuş.Karşıyaka’nın ve Bloğumuzun Muhtarı İlyas Bayram, hepimizi solladı. Gece yarısı bir telefon. “ Alo, yayındasınız” Videoya almış. Ne zaman almış, nasıl yapmış. FACE’deymişiz hepimiz. Nerden nereye. Eskiden bu işler yoktu. Muhtarımız sağ olsun.  Seneye oyumuz, yine kendisine.Diplomatik takıldı Mesut Selek. Doktor Gürol, daha da cazibeli olmuş zayıflayınca. Sevim Daştan, emekliliğinden ziyade, hala gençliğini yaşar gibiydi. Ayşen Aslangiray, herklesin sevgilisiydi yine. Herkese yetişti. İçi dışı bir. İçimizde en faal üye. Tuna’lar, güzelliklerini  saçtılar etrafa. Ege’nin tadını çıkarıyorlar. Hayatlarından memnunlar. Gül Hanım makyajını değiştirmiş, daha da cazip olmuş. Gurur duyduk kendisiyle. Ama, biraz uzak oturdu. Eşi  Serhat gibi masa masa dolaşmadı ortalıklarda. Gülüşleriyle gruba can kattı, ruh kattı. Dağlar Kraliçesi Neşe, her zamanki ruh canlılığı ile, Edremit Körfezinin  nemli güzelliğini, bulut bulut neşelerle, Ege’ye taşıdı.FACE’de takıştığımız bir isim vardı. “ Gel gör de bizleri anla. Herkeslere yüksekten bakma öyle” dediğimiz  Rüya isimli Face  yazarını da, yakında Weblogcu yapacağız. Geldi, gördü, tanıştı ve herkesi sevdi. Tamam. “Ben de weblogcu olacağım” dedi. Ve ekledi “ Burası yüksek okul be yahu. Ne kıymetler varmış aramızda.” Diye de hayret etti. Biz de gurulandık tabi.  Et bakalım hayret. Edersin ya. Hayırlısı dedik. Böylece barıştık. Demek ki dedik, sadece Blog’larda değilmiş kavgalar. FACE’ de oluyormuş.Yazımız bitti. Aaa, bir de baktık ki, “ Kuzu” diye aramıza aldığımız, bir köşede kuzu kuzu  oturan Rüya  Hüsniye Kuzu Hanım,  “ kurt” çıkıvermiş. İlyas’tan aldığı piyano resitalini, o da yayına koymuş. FACE’ yi açın da bakın. Pes vallahi. Bu ne çabukluk. Blog ahalisini atlattı vallahi.Güya bayram yazısı gibi kısa tutacaktık bu blog buluşmasını. Müsvettesiz, çala klavye gidiyoruz. Kendimize bir dur çekelim ve noktalayalım yazımızı. Ve de koyduk noktayı.              


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

2012 no longer defteri-17

NATO’nun, Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, İsrail’in Akdeniz’deki donanmaya katkıda bulunmasına sıcak baktığı açıklandı…Amerikan haber ajansı AP’nin haberine göre, NATO sözcüsü Carmen Romero, İsrail’den kendilerine bu yönde bir teklif geldiğini ve teklifi “NATO prosedür ve operasyon gerekliliklerine göre değerlendirdiklerini” açıkladı.Not defterim, bu gelişme “Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun tehdit algısının ne olacağı?” sorusunun yıllardır tartışılan cevabı gibi geliyor bana. Zaten geçen yıl Lizbon görüşmelerinde bunun adı konmuştu, ama Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül bunun yazılı hale gelmesine engel oldu. Ne var ki, gelişmeler yazılı hale getirilmese de NATO’nun İslam coğrafyalarını çoktan tehdit algısı içine aldığını göstermektedir.  Irak’ın işgali ve burada gerçekleştirilen siyasi laboratuar çalışması, akabinde Ortadoğu’da hızlanan etnik ve de mezhepsel çatışmalar, nihayet NATO’nun İsrail’e yeşil ışık yakılması bu yönde atılan adımlar olmuştur.Bunun yanı sıra, Batı’da hızla artan İslam karşıtlığı, hatta toplumunu bu yönde uyarmak isteyen deli divane olmuşların Norveç örneğinde olduğu gibi ‘77’ masumu katletmesi, bu sürecin güncel örnekleri arasındadır.Bu yaşamakta olduğumuz sürecin gerçek okuması şudur: Batı’nın gözünde ülkemiz bir İslam ülkesidir, biz yetmiş dört milyon insan alenen İslam dininden çıksak, hatta toplumca Siyonist ateist olduğumuzu açıklasak da, bu kanaatleri değişmeyecektir.Ülkemizi yönetenler bunun farkındadır, bu yüzden NATO’daki varlığımız ve de ‘Kürecik’te planlanan ‘Füze Kalkanı’ projesi vb. gelişmelerle zamana oynamak durumda kalmaktadır…Ne var ki, 28 Şubat sürecinin uzantıları olan ahmaklar, bir türlü bunu görmek istemiyorlar; zannediyorlar ki, ‘İrtica gelecek!’ mücadeleleri onun içindir…Ben kendi adıma ateist değilim, ama ülkemin ateisti de, dindarı da, kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın genel ekseriyetimiz bu sürecin farkında değildir. Çünkü derdimiz huzur içinde bu coğrafyada yaşamak değildir; alışmışız bir kere şark kurnazlığına, ne pahasına olursa olsun, rollerimizi oynama çabasındayız…Yarın yeni bir dünya kurulsa, özgürce yaşamak adına bu coğrafyada, yine içimizden bir takım insanların itirazları yükselecektir; çünkü dertleri ne özgürlüktür ne de insanca yaşamaktır bu coğrafyada. Tek dertleri, küçük dünyalarının; küçük hesaplarıdır……Saat: 14.20, 12.02.2012Rıza Üsküdar12 Şubat 2012/Eskişehir


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Kayıp dağın yılanları

Paramız yoksa birinden borç alırız; ya da birileri gelip bizden para ister. Basit, alışık olduğumuz kavramlar. Borç müessesinin başlangıcı insanlık tarihi kadar eski olmalı. Elbette borç herkesi rahatsız eder ama borç kavramına köklü bir itiraz duymadım. İnsanların işine geliyor olmalı. Ya da mecburlar. İhtiyacımız olduğu veya zorda kaldığımız için borç almıyor muyuz? Ancak topluma yön verenler açısından sorun var.Hatırlayın lütfen borç alıp vermenin aslında gerekli olmadığı, ihtiyacımız olan paranın commonplace yollarla sağlanabileceği ve en önemlisi borç müessesinin kapitalist sömürü düzeninin bir ürünü olduğunu hiç okudunuz ya da duydunuz mu? Birisi kalkmış “Borç yiğidin kamçısıdır” demiş. Bu sözü anamızı belleyen tefecinin söylediğine iddiaya girerim. Bu kamçıyı onun kıçına kıçına iki patlatsaydık görürdük bakalım nasıl yiğitmiş.Borç-alacak konularını standard bir şey olarak görüyorsunuz; çünkü alışmışsınız. Ama aslında bence bu kavramlar bilimsel, dini hatta töresel bir temele dayanmıyor. Yani bence bir ihtiyaç üzerine insanlar düşünüp taşınıp ortaya çıkarmamışlar. Hırsızlar sizin elinizdeki malı mülkü nasıl alacaklarını düşünürken “tefecilik” diye bir yol gelmiş akıllarına. Demişler bunlar ihtiyaç içindeler. Yüksek faizle para veririz. Zaten ödeyemezler. Biz de evlerini, tarlalarını ellerinden alırız. Sizin abartılı bulduğunuz, hatta güldüğünüz eski Türk filmleri gerçeğin ta kendisini anlatıyordu aslında.Mecbur olmanızı bir yana bırakın, borç almanın nasıl bir davranış olduğunu düşünün. En başta borç aldığınız kişiye karşı ezik durumda olursunuz. Almaya devam ederseniz belki sizden bedel ister. Bu, öyle aşağılık bir şeydir ki kötü birine rastlarsanız, dalınıza basar ve daha ileri giderek affedersin “Karını bana ver” diyebilir.Borç isteyen ya da alan kişinin, daha da ötesi borçlu kişinin onuru, itibarı yoktur. Hiçbir şekilde rahat değildir. Borçlu bir insanın hayatı mutlu yaşaması mümkün değildir. Ama görüyoruz ki bazıları ömür boyu hem de çok yüksek borçlarla rahat bir şekilde yaşıyorlar. Çünkü sadece insan olanlar borçtan rahatsız olurlar.Borçlu olmak hayatı istediğiniz gibi yaşamanızı engeller. Hayalinizde bir ev almak vardır; borcu düşünür yapamazsınız. Geleceğinizle ilgili planlar yapamaz, girişimlerde bulunamazsınız.Miktarı küçük de olsa bütün borçlar zor ödenir ve mutlaka alanı üzer. Bazen borçlu kimselerin depresyona girdiği hatta intihar ettiği bile olur. Borç yaşatmaz, öldürür.Sonuçlarını elbette biliyorlar. Ama buna rağmen kendileri borç alıyorlar ve bizlerin de bankalardan borç para almamızı teşvik ediyorlar. Çünkü devlet olarak alınan borçlar ödenmiyor. Bugün 500 milyar dolara ulaşmış. Her yıl 50 milyar dolar (70 milyon insanımızın bir yılda kazandığı paranın neredeyse üçte biri) faiz vererek belirsiz bir zamana erteliyorlar. Nasılsa birileri öder. Halkın borçla yaşaması ise umurlarında değil. Hatta kredi kartı borçlusunun intihar haberiyle bankaların bilmem kaç milyon dolar kar ettiklerine dair haberler aynı gazetede yan yana çıkabiliyor.Bana Türkiye’de “Ben kredi kullandım. İşlerimi geliştirdim” diyecek bir kişi bile bulamazsınız. Eğer varsa bile banka hortumlayıp devleti çarpmıştır. Ya da bizleri kandırmıştır. Türkiye’de krediye dayalı teşebbüslerin kar etmeleri ancak bu şekilde olabilir. Ayrıca borsa, döviz artışı ve piyasa spekülasyonları nedeniyle de bu ülkede çok sayıda kişi haksız kazanç sağlayarak köşeyi dönmüştür.Israrla kredi kullanan yatırımcıların kar edemeyeceklerini iddia ediyoruz. Lakin ülkemizde banka özellikle devlet bankası kredilerinin anlamsız bir şekilde teşvik ve destek adı altında verilerek aslında üretim falan yapmayan bazı uyanıklara halkın parasının peşkeş çekildiğini biliyoruz. Ziraat ve Halk bankası esnaf ve çiftçi kredilerinin faizlerinin çok düşük hatta hiç olmamasına rağmen geri dönmediğini düşünüyoruz. Bunu anlamak için Hurşit Güneş olmanıza gerek yok. Borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin hapse atıldığını herkes biliyor.Sen IMF’den kredi aldığın zaman onlar her şeyimize karışıyorlar. Asgari ücretin ne kadar olacağına, enflasyon miktarına, memur ücret artışına falan her şeyimizi didik didik araştırıyor. Sen ise kredi alıp geri ödemeyen çiftçi ya da esnafa “ Bana borcun varken marlboro içemezsin; maltepe sigarası iç“ bile diyemiyorsun. Adam sana “Canımı mı alacaksın; ödemiyorum” diyebiliyor.60’lardan bu yana borçla yaşamanın ülkeyi nereye getirdiğini maalesef hepimiz görüyoruz. Zaten dünyayı küresel sermeye yönetiyor. Onun da amacı ülkeleri borçlandırarak elindekileri almak. Eski Türk filmlerinde ağa köylüye borç veriyor, ödeyemeyenin ise tarlasını elinden alıyordu.Ne kadar borcunuz varsa kefen paranızdan önce onu düşün çünkü o güne kefen paranız kalmayabilir. “Öldükten sonra beni itler yesin ya da nasılsa belediye kaldırır “ diye de düşünmeyin. Bunu bile garanti edemezsiniz.Varlığınız borcunuz kadar miktar düştükten sonra elinizde kalan kısımdır. Biliyorum ki bu cümleye insanlarımız gülüyorlar. Çünkü Türkiye’de devletin ve halkın borç para alması ödememe ilkesine dayanıyor. Vereceğim diye alıyorlar ama akıllarının bir köşesinde “Gün ola harman ola. Hele o gün bir gelsin. Belki de vermem” şeklinde bir niyet var. İşte bu hınzır niyet borç alma çılgınlığını azdırıyor. Bir de ortada ihtiyaç varsa(ki zaten kimsede para yok) ve üstelik bankalar ellerinde kredi kartı dağıtmak için sokaklarda dolaşıyorlarsa gerisini siz düşünün artık.Tamam, bankaların tutumu ahlaki değil ama lütfen dürüst olalım. Kredi kartı borcunu ödemeyenlere ne oldu? Hiçbir şey. Kabul etmek zorunda kaldığımız bir mazeretleri var. ”Battım, bittim, param yok. Canımı mı alacaksın?” Hatta birileri “kredi kartı borçları silinsin” diyorlar. Ödeyenler keriz o zaman. Kerim Korkut halk için burada ama açık söylüyorum bu tür yaklaşımlar hiç ahlaki ve insani değil. Birilerinin sadece haklı olduğun konularda yakasına yapışacaksın. Adamdan para almışsın ülkedeki haksızlıkları bahane ederek ödemiyorsun. Hiç kimse kusura bakmasın birlikte yaşaya yaşaya siz de hırsızlara benzemeye başladınız. Korkut bildiğiniz insanlara benzemez. Gereğinde halkın yanında, gereğinde ise karşısındadır.Bankalara kredi kartı borcu olanlar başlangıçta haciz elamanları kapıya gelince biraz tırsıdılar. Ama enteresan bir şey bütün kredi kart borçluları kiracıydı ve kuru canlarından başka hiçbir şeyleri yoktu. Yüksek faize itiraz et. Keyfi kredi kartı dağıtmaya itiraz et. Ama paranı vermiyorum diyemezsin. Elbette gerçekten zor durumda olup ödeyemeyenler var. Ama bir kısım uyanık vatandaşlarımız bunu fırsata dönüştürmüşler. Sana parayı bankanın kasasından vermediler mi? Versene adamın parasını! Hele de devlet. Ülkede devlete borcu olmayan yok. Ama hiç kimse devlete olan borcunu borç olarak saymıyor. “Devlet benim canımı mı alacak” diyor. Ne demek devlet benim canımı mı alacak ya! Malı parası olan yandı. Devlet alıyor. Türkiye’de bir uyanık kesim var ki akşam sabah Laila’dan çıkmıyor ama araştırdığında üzerinde beş kuruşluk mal mülk yok. Israrla bu kesimin üzerine gidilmeli diyorum. Hiçbir şeyin yoksa aç mı yaşıyorsun? Ben A bankası, seni vakıfların aşevi kuyruğunda görürsem borcunu sileceğim, söz.Borç insanı rezil eder. Ama bazılarımız zaten rezil olduğu için bir şey fark etmiyor. Devlet işin peşini bırakmış. Ama ben Kerim Korkut diyorum ki bu sorunu çözmeden yeni bir ülke düzeninden bahsedemeyiz. Yeniçağ düzenini kurduğumuz zaman kimsenin kimsede beş kuruşunu bırakırsam namerdim. Böyle şey olur mu ya! İnsanlar sizin için mi para kazanıyorlar? Measurement borç verenler battı, siz aldınız yürüdünüz maşallah? Yok, üzerinden yıllar geçmiş. Zamanaşımına uğramış. Veren ölmüş alan kayıp. Hiç beni ilgilendirmiyor. Karun’un hazinesinden kaybolan lirayı bile bulup yerine koymak boynumuzun borcu. Bulmuşsunuz kelek bir düzen. Al parayı ödeme. Oh ne güzel!Ağaç Hareketi düzeninde bir kişide alacağınız varsa bunu genel güvenliğe bildirmeniz yeterli. Paranız en kısa sürede elinizdedir. İnsanlar salak mı? Measurement borç versinler, iş yapsınlar siz de alacaklarını vermeyin.Bugün ülkede yaşayan insanların üçte biri birbirlerine bir şekilde alacaklı ya da borçludur. Ve bu kimseler borcunu ödemiyorlar ya da alacaklarını da alamıyorlar. Belgeli ya da borçluları tarafından kabul edilen alacakların tahsili bile sağlansa milyonlarca iş adamı, esnaf ve diğer vatandaş zor durumdan kurtulur. Adam Laila’da karı oynatıyor borcunu ödemiyor. Devletin bu konudaki düzeni belli zaten. Halk bıkmış. Üstelik güvenmiyor. Ben dava açarak alacağımı aldım diyen kimseyi görmedim. Vatandaş ya lanet olsun deyip üzerine bir bardak su içiyor. Ya da eğer alacak fazlaysa çek senet mafyasına başvuruyor. Çek senet mafyası denilen aşağılık olgunun bu ülkede var olması Türkiye Cumhuriyeti devleti için utanç verici bir olaydır. Çek senet mafyası niye var? Kişiler alacaklarını senin düzeninle alamadıkları için bu yola başvuruyorlar, onun için var. Adamın üç kuruş alacağı var zaten. Niye dava açtırıp mahkeme kapılarında yıllarca süründürüyorsun? Git borçlunun kapısına. Al adamın alacağını. Ver kendisine. Senin hâkimin alsın alacaklıyı da borçluyu da karşısına. Tespitini yapsın. Borçlu üzerinde baskı kursun ve ödemeyi sağlasın. Bir kaç saatlik iş. Adam masrafına da razı. Niye iki yıl, üç yıl, beş yıl adamı git gel yapıyorsun? Yazık değil mi? Hırsız mafya düzeniyle ortak mı çalışıyorsun?Borç zaten belgeli. Ya da belgesiz de olsa adam borcunu kabul ediyor. Senin yapacağın devletin gücünü gösterip zorla veya icra yoluyla borçlunun alacaklıya olan borcunu ödemeyi sağlamak.Bugün bu konuda yürürlükte olan kanunlar, mahkemeler hiçbir işe yaramıyor. Kişi haklı olduğu halde davayı kazanamıyor. Alacağı para kadar masraf ediyor. Git gel git gel rezil perişan oluyor. Bu nedenle lanet olsun deyip dava açmıyor. Çok ciddi kayba uğruyor.Zor durum nedeniyle kişilerin borçlarını ödeyemedikleri doğru. Ama bir de keyfinden ödemeyenler var. Fakir bir konfeksiyoncuya fason iş yaptırmış. Adamın parasını vermiyor. Ama altına Ferrari alıyor. Çünkü onu borcunu ödemeye zorlayan bir güç yok. Mahkemeye vereceksin. Elinde belge olmak zorunda. İşi yaptın teslim ettin. Adam bir şey vermedi. Nasıl ispatlayacaksın? Hadi diyelim ki belgen var. Dilekçe ver. Duruşmaya gir. Süreyi bekle. Çoluğunu çocuğunu geçindirmek için üç kuruş kazanıyım diye gece gündüz çalışan küçük esnafın bütün bunları yapacak bilgisi, zamanı ve de imkânı yoktur.Yeni düzende borç alacak kavramlarının tamamen kaldırılması ana hedeftir. Adama iş yapacaksın. Paranı üç yıl sonra alacaksın ya da hiç alamayacaksın. Böyle şey olur mu ya? Ankara’daki o koca koca bakanlık binaları ne işe yarıyor?Alacağın olması borcunun olmasından daha kötü. Paranla rezil oluyorsun. Bir de bazılarına sanki borç vermek zorundasın. Emminmiş, dayınmış. Vermezsen olmazmış. Selamı sabahı kesiyor. Kızını oğluna nişanlasan bu nedenle yüzüğü bile atıyor. Adamdan istemekten sen utanıyorsun. Borcunu ödemeyenler zaten yüzsüz oluyorlar. Adam senden utanacağına onu görünce sen yolunu değiştiriyorsun. Adam kırk yalan söylüyor. Herkes Korkut’a yalancı çoban der. Ben bunların yanında evliyayım. Aslında bu da bir taktik. Uyanık sülükler alışmışlar. Biliyorlar ki Korkut gibiler alacağını ikinci defa istemez. Havadan para işte. Bir kere yok dersin olur biter. Çankırılı Vehbi gibi sokak ortasında yakasına yapışıp yüzüne de tükürerek rezil edeceksin ki… Korkut tam saftrik. Elimdeki üç kuruşu ona buna verip alamadığım için bugün sürünüyorum. Varlığım kadarı da el yedi. Haram zıkkım olsun!Borç hırsız düzenin sömürü aracıdır. Borcu olan kişinin malı, onuru, şeref ve namusu hatta canı bile elinden gidebilir. Borçla yükselmek bir yerlere gelmek mümkün değildir. Özellikle kişilerin birbirlerine karşı borç alacak ilişkileri cinayetlerin ana nedenidir. Adam borç vermiştir, ister ama alamaz. Kanuni yol tercih edilmez. Çünkü mantıksızdır. Davlar git gel git gel beş on yıl sürer. Ama alacağı kişiye o an lazımdır. Kanun istese kişiye alacağını bir günde alıp verebilir. Ama günümüz kanunlarının işlerliği yoktur. Bunun için yeniçağda uygulayacağımız ”Ahe kanunları” olmalıdır. Verdiği parayı alamayan kimseler bunu hazmedemeyince ya lanet olsun deyip bırakır, ya da çeker vurur.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Suriye’den sonra İran, daha sonra hangi ülke bilin bakalım!

Amerika bizim için Ortadoğu’da uygun gördüğü rolü oynatmaya kararlı. Bizim tarafımızdan kürsüden Suriye’ye yapılan kabadayılıkların da  kendi iradeleri ile yaptıklarını zaten kimse düşünmüyor.Esas niyet, taşeron olarak Türkiye’nin Suriye ile savaşması, sözde muhaliflere silah, adam desteği vermesi, Suriye yönetiminin değiştirilerek iş başına ABD ve tabiki İsrail’in kontrolünde bir kadronun getirilmesidir. Sonrasında ABD planına göre sıra İran’a gelecektir.Tayyip Erdoğan “kardeşim” dediği Beşer Esad’la boy boy fotoğraflar vermiş, karşılıklı ziyaretler yapılmış. Sonra ne olmuş bir anda dönüvermiş ve Suriye yönetimini suçlamaya ve tehdit etmeye başlamış, Davutoğlu da işi azıtarak ‘artık sürenin sonu geliyor, sabrımız bitiyor’ gibi  tehditler savurmuştu…Suriye ile yüzyıllardır süren ilişkilerimiz vardır “Suriye bizim kapı komşumuz. Uzun yıllar beraber yaşamışız. Halep’te, Şam’da, Lazkiye’de hala bizim dokumuz var. Zamanla biz zayıflamışız, İngiliz, Fransız gelmiş o topraklara ve iliğini sömürmüşler, sonra Suriyeliler bağımsızlıklarına kavuşup devlet olmuşlar.”Suriye, zaman zaman boylarına poslarına bakmadan bize düşmanlık yapmış, yıllarca Apo’yu Şam’da beslemiş, sonra 1998’de gösterdiğimiz sopadan korkup teröristbaşını kovmuş.Akabinde(devamında) iyi ilişkiler kurulmuş, özellikle Gaziantep, Adana, Şanlıurfa, Hatay, Mersin illerimiz ve tabiki Suriye’de yaşayanlar sınır ticaretinin zirve yapması ile doymaya başlamışlar, insanların yüzü güler olmuş.Ama bugün durum çok farklıdır.Çünkü sıra İran’da..Ve senaryoya göre daha sonra sırada Türkiye var !!


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Whitney Houston göçtü gitti

İlk kez şarkılarını dinlediğimde, çok etkilenmiştim. Dünyanın en iyi seslerinden biriydi. Daha da önemlisi en iyi yorumcularındandı. Bence bu daha önemli, çünkü ne muhteşem sesler yorumlamaları nedeniyle vasat kalıyorlar.Şarkılarını dinlemeye doyamazdım. İçindeki ahenk, su gibi akmasına neden olurdu. Kasetlerini alırdım o zamanlar. Sonra Cd playerlar çıktı. Baktım, 1994 yılına ait bir Cd buldum. Sadece adıyla çıkmış. Saving all my love for you, how will I know, unexpectedly gibi harika şarkılar var içinde. Kapakta da gencecik bir kız. Son olarak da sanırım iki yıl önce bir albümünü almıştım. Without equal Assortment. Pek çok yorumundan oluşturulmuş. Tabii ki o unutulmaz filmden I WILL BE ABLE TO all the time love you ile başlıyor. One second in time, I wanna dance with somebody, I’VE now nothing, It’s not proper however ıt’s okay, my love is your love ve daha başkaları.Uzun zamandır ortalarda yoktu. Çıkışı muhteşem olmuş, tüm dünyada milyonlarca albüm satmış ve sonra yavaş yavaş ortalardan kaybolmuştu. Bir evlilik yaptı, çocuğu oldu ve maalesef uyuşturucu ve alkole bağımlılık geliştirdi. Çıkış grafiği de bu evlilikle inişe geçti.Bu sabah öldüğünü anons ettiler. Annem “hep o kocasının yüzünden” dedi. Bu boyuttan bakınca görünen manzara öyle tabii. Ancak kader denen yazıyı unutuyoruz bu durumlarda. Dünyanın en iyi şarkıcısı, dünyadaki yaşamına uyuşturucu ile veda edecekse, bunu sağlaması için biri  gerekirdi. Bu da kocasıydı. Yani suçlu değil araç oldu kocası sadece.Öyle ya da böyle sonuçta birlikte büyüdüğüm o harika ses yeni şarkılar seslendiremeyecek artık. Elimizde kalan Cd’lerde duyabileceğiz yorumlarını. Gerçekten de o meşhur deyimle “bir yıldız daha kaydı”. Bize yaşattığı güzel anlar için teşekkür ederek vedalaşıyorum ve bir Cd’sini dinlemeye başlıyorum.Çimen Erengezgin 


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Ankara tiyatrosu

Tiyatroyu çok severim. Görev yaptığım yerlerde sabit tiyatro olmadığından turneye geldiğinde çok olmasa da gitmiştim. Hayatımda sadece tiyatro oyuncularını ellerim kızarana kadar ayakta alkışladım. Çünkü fazlasıyla alkışı hak ediyorlardı.Ülkemizde de demokratik bir yönetim var, ileri mi geri mi uzmanlar daha iyisini bilir. Genel seçimlerden sonra milyonlarca yurttaş olarak Ankara’da yönetimi bir tiyatro gibi i,zliyoruz, tabi salonda değil, görsel ve yazılı medyadan.Bu dönem Başbakanın tabiriyle ustalık dönemi, nasıl bir ustalık dönemiyse tüm aksaklıklar,zaaflıklar bu dönemde yaşanmaktadır. Ülkenin hayati önem taşıyan sorunları gündeme dahi getirilmemekte, yaratılan gündemlerle halkımız uyutulmaktadır. Devlet içinde kurumlar arası çekişmeler yaşanmakta, devlet yönetiminde istikrar bozulmaktadır.Son günlerde yaşanan Yargı-Emniyet-Mit olayında çarpıcı sahnelere şahit olmaktayız. Yargı bazı Mit mensuplarının ifadesini almak istemekte, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan olmak üzere sözkonusu yargısal işlem engellenmek istenmekte, hatta kanun teklifi dahi alelacele hazırlanmaktadır. Bu durum kamuoyunda Mit üzerindeki kuşkuları daha da artırmakta, eğer kanun gücüyle de olsa engelleme gerçekleşirse bu Mit olayı daha çok araştırmalara konu olacak gibi görünmektedir. Kamu görevi yapan hangi kurum olursa olsun yargıya hesap vermelidir. Aksi takdirde ne bir hukuk devletinden söz edebiliriz, ne de o kurumlar kamu vicdanında aklanmış olurlar. Ayrıca iş ve işlemleri şaibeli olmaktan kurtulabilir.Mit görevlilerinin Oslo’da terör örgütü temsilcileriyle görüşmelerinin Başbakanın bilgisi ve yönlendirmesiyle olduğu açıktır. Zaten Başbakan da bunun için Mit görevlilerinin yargılanmasını engellemek için çaba sarfetmektedir. Diğer bir ifade ile Başbakan Mit görevlilerini ateşe atmış, şimdi de ateşten kurtarmaya çalışmaktadır.Bazı köşe yazarları yargının işlemini darbe diye nitelendirmektedirler, anlamakta zorluk çekmekteyim. Niye yargı darbesi olsun ki, Savcılık iddianamesini hazırlar, mahkeme karar verir, suçsuzlarsa da beraat ederler, bu telaş nedendir bilinmez. Bilinen şudur ki hukuk dışı bazı işlemler yapılmıi ve Hükümet tarafından da örtbas edilmeye çalışılmaktadır. Nutuk atmaya gelince hukuk devletiyiz diye bas bas bağıranlar işlerine gelmediği durumlarda yargı darbesi diye haksız, hukuksuz, mesnetsiz ithamlarda bulunabilmektedirler.Unutulmamalı ki hukuk bir gün herkese lazım olabilir.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Flaş! Flaş! Flaş!

Son dakika!Az sonra!Reklamlar!!!… sakızları!!! Çiğneyenler ferahlar!!!Gaf kraliçemiz vardı, bir zamanlar!Ayn-ı ile vaki!Denizli’de miting alanı; Kürsüde parti genel başkanı!‘’Sevgili Bursalılar, sizlerle birlikte olduğum için çok mutluyum!’’?????Millette şaşkınlık! Ağızlarda hayret nidaları!‘’Burası Denizli Sayın Genel Başkanım’’ diye fısıldar, danışmanları!Kürsüde parti genel başkanı;‘’Son aldığım habere göre ……’i tutuklamışlar!Pardon! Pardon! Arkadaşlar yanlış anlamışlar!Yine takipte yanlış yapmıştı arkadaşlar!Genel başkanları, oy kullanamamıştı, bir zamanlar!Bu kaçıncı tongaya düşüş?Bu kaçıncı tongaya düşürülüş?Muhalefetin, muhalefeti!Elinde idi bütün delege sistemi!Seçtin, seçtirdin!Kapalı kapılar ardında kulisler!İmza toplar delegeler!‘’Teşbihte hata olmaz!’’ derler.Filler dövüşür, ezilir çimenler!Siz, kelle, koltuk, kurultay peşinde!Bu zamanda birlik olacağınız yerde!Bitmek bilmeyen iç çekişmeler!Devam edin, devam edin beyler!!!Aldığınız o oyları da daha çok ararsınız!Ülkedeki tüm barajları arşınlasanız!Böyle giderse!Bir daha ki seçimde barajı bile aşamazsınız!!!Ayşen Arslangiray Kura12.02.2011/İzmir


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su