Trivago açıkladı: Türkiye ve İstanbul’un oda fiyatlarındaki düşüş sürüyor

Trivago Å�ubat ayı Otel Fiyat Endeksi’ne göre, İstanbul’daki otellerde çift kiÅŸilik standart için istenen ortalama oda fiyatı Ocak ayına göre yüzde 5′lik düşüşle NINETY FIVE Euro’dan NINETY Euro seviyesine geriledi.Ancak Ocak ayına göre yaÅŸanan düşüşe raÄŸmen İstanbul’daki oda fiyatları 2010 ve 2011 yılı seviyelerinin üzerinde kalmayı baÅŸardı. Trivago’nun araÅŸtırmasına göre Å�ubat 2010 döneminde İstanbul’daki ortalama oda fiyatı SEVENTY NINE Euro, 2011 Å�ubat döneminde ise 86 Euro düzeyinde gerçekleÅŸmiÅŸti.Trivago tarafından açıklanan verilere göre Å�ubat 2012 döneminde Türkiye genelindeki ortalama oda fiyatlarında da düşüş yaÅŸandı. Buna göre Ocak ayında NINETY FOUR Euro seviyesinde olan Türkiye genelindeki ortalama oda fiyatı ÅŸubat ayında 89 Euro’ya geriledi.Bir önceki aya göre yaÅŸanan düşüşe raÄŸmen Å�ubat ayında Türkiye’deki ortalama oda fiyatları da 2011 yılı seviyesinin üstünde kalmayı baÅŸardı. Trivago’nun verilerine göre 2011 yılı Å�ubat ayında Türkiye’deki ortalama oda fiyatı 86 Euro düzeyinde gerçekleÅŸmiÅŸti.Trivago’nun verilerine göre Türkiye ve İstanbul’daki ortalama oda fiyatı her ne kadar 2011 yılı seviyelerinin üzerindeyse de son birkaç aylık dönemde yaÅŸanan düşüşler dikkat çekiyor. Fiyatlarda aÅŸağı yönlü seyrin devam etmesi ise 2011 yılı seviyelerinin de altına düşüleceÄŸi anlamına gelebilir.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Son sigara

Gel,
son bir sigara yakalım sevgilim.
Pakette iki tane kalmış.
Hoş,
hiçbir zaman teke düşmedi..
Bu kez de düşmeyecek.
Paketi katlayıp atalım.
Yere değil ama; çöpe..
Tek bir kibrit çöpüyle yakalım ikisini de.
Baksana,
başka şansımız da yok zaten.
Şans?..
Bizim şansımıza
zaten hep sonlar denk geldi.
Son sigara, son kibrit, son çay…
Filmlerin hep sonlarına yetiştik.
Şarkıların hep sonlarını dinledik.
Şiirlerin hep sonlarını okuduk.
Otobüslerin hep en son koltuklarında oturduk.
Takımımız, hep son dakkalarda gol yedi.
Son tren, hep cilveleştiğimiz tepenin oradan geçti.
Fırıncı hep son ekmeği yolladı.
Gecenin hep son saatlerinde uyuduk,
Sabahınsa hep son anlarında uyandık.

Bu kadar son,
kâfi gelmedi ne yazık ki.
Payımıza son bir sigara daha
düştü bu defa.
Gel sevgilim,
son bir sigarayla tüketelim hayatı.
Sonumuz böyle olsun.
Hep sonları yaşadılar, desinler.
Gel, son bir defa dokunalım hayata…
http://www.youtube.com/watch?v=Es0zqNhMx8M


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Sevda bende hani yar

hani beklediğinden
bir ses beklerken
ya deli ya veli
olur ya insanbir ağırlık ölçüsü tarz dili
çisten okyanus birader
ufukta gümüş ten gemi
ateşten pürgam nağmeler- hani yar hani yar hani yar
derviş keşkülü gümüşten bir zincirle bağlı
yüreğimin anakarasında bin bir ahter terli
gül ağacı çiçekyaprağı bende ben de!nil – ateşli sayıklamalarbende(f ):A FAR OFF kul.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Bostanlı’nın güneşi

İzmir’de öyle bir gün yaşadım ki uzun zamandır yapamadıklarımı yaptım diyebilirim.İzmir Karşıyaka’daydım. Bostanlı’nın Tuzu Biberi’ne tuz biber olmaya gittim.Göreceklerimi gördüm ama çekeceklerimi tam çekmedim. Ancak şunu söyleyebilirim ki weblogda gördüğünüz resim benim objektifimden özenle çıkmıştır.Blog yazarlarıyla buluştum nihayet. Hem de adımı ve resmimi gizlememe rağmen!Blogda en çok güvendiğim ve içimi döktüğüm Gülgün Karaoğlu’nun geç olsa da geldiğinde elimi sıkıp da hal hatır sorduğu anda dünyalar benim oldu.Bu arada evde ateşli bir tartışmanın içinden çıkmam toplantıda iştahımın kesilmesine neden oldu. Ancak yazarların ısrarıyla tost siparişinde bulundum.Toplantıya giderken fotoğraf makinemi yanımda götürmüştüm ama orada nedense çıkarmaya cesaret edemedim.İş arkadaşımdan telefon gelince toplantının ikinci bölümüne katılamadım.Katılan blog yazarlarının adını anmak benim için sıkıntılı. Bu yüzden kusuruma bakmasınlar. Ancak İlyas Bayram, Muzaffer Çellek ve Ayşen Aslangiray Kuray’a teşekkür ediyorum.İzmir’de uzun zamandır yaşamama rağmen güneşin batışını hiç yakalamıyordum. O da bu güne nasipmiş.Bakalım bir dahaki toplantıya katılabilecek miyim?Asi Güvercin


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Sigara içmek üzerine küçük bir tahlil

İnsanların neden sigara içtiklerini hâlâ anlamış değilim….Hoş, ben anlamayadurayım; kullanıcıları öyle bir içselleştirmişlerdir ki sormayın gitsin. Üzerine tarif mi yapılmamış, şarkılar, özdeyişler mi söylenmemiş?…Örneğin sigara böreği. İsim babası, yine bir müptelası mıydı yoksa?”Son bir sigara içelim, öyle git gideceksen…” Yeşim Salkım söylerdi bir zamanlar.”Sigaramın dumanına sarsam, saklasam seni..” Ezginin günlüğü yine.”Ben sigara dumanının altında, yana yana en sonunda kül oldum…” Şebnem Ferah keza….Yine sık duyduğumuz sigaralı cümlelerden biri:-İster zengin ol, ister fukara; her yemekten sonra yak bir cigara….Diğer illerimizi bilmem de, Diyarbakırlılar genelde “cigara, cığara” derler sigara için. Haksız da değillerdir bir bakıma. Nitekim “Sigara sağlığa zararlıdır.” nev-i türünden ikazların olmadığı dönemlere kadar üzerinde “sigara” yazan sigara paketi neredeyse hiç yoktu. En azından ben böyle hatırlıyorum. Yerli markalarda olabilirdi de, en çok tüketilenler belirli ve yabancı markalar olduğu için insanlarımız sürekli “cigarettes” sözcüğüne maruz kaldıklarından bu “cığara” yerleşmiştir dimağlarına. En azından aslına uygun, benzer bir kullanım….Tabi yani, buraya kadar yazdıklarım hep işin magazinsel boyutlarıydı.Gelelim niçin içildiğine.Yemeklerden sonra, cinsel münasebetten sonra, mesela toprağı kazdıktan sonra, yorulunca, tuvaletteyken (sonrasında da), kızınca, evi yanınca, bir tanıdığı ölünce, vs. Velhasıl-i kelâm, hayatlarının hemen her zerresine sirayet etmiştir. İyi de niye?Tabi ki öncelikle bir zevk alma aracıdır. Ama “gölgeleme” diyebileceğimiz bir etkiyle neredeyse her davranıştan sonra sebepli sebepsiz içilir.Mesela ben toplum içerisindeyken ellerimi nereme koyacağım, hangi konumda tutacağım konularında genelde downside yaşarım. Oysa çok severim ellerimi. (Arkamda tutayım şimdilik) Aslında bir çaresizlik göstergesi demeli. Mesela sigara içenler çaresiz kaldıkları durumlarda bile hemen yakarlar bir tane. İnsanların böyle anlarda en sık gösterdikleri tepkiler şunlardır kanımca: Alınlarını veya yüzlerini elleriyle kapatırlar bir süre. Ya da parmaklarını saçlarının dibine daldırıp yine bir çaresizlik imajı yaratırlar. Kimi, olduğu yerde çökerek de tüm bunları yapabilir. Kimi de fazla enerjisini boşaltma fırsatı bulduğu için -aleni olmayan bir sevinçle- fırsatı iyi değerlendirip bir yerlere tekme, yumruk veya tokat atar. Bir eşyayı kırar.…Aslında içenler için artık öyle bir noktaya geliyor ki durum, sigara içmek neredeyse doğal bir tepki (aslında koşullu tepki) oluyor.Televizyon izlerken, yemek esnasında-sonrasında, uyumadan önce, uyanınca, boş kalınca… Evet, yapacak hiçbir şey olmadığı durumlarda da yine o tepkiye (içme) başvururlar. Oral dönemle mutlaka ilgileri vardır tabi; ama üzüntü, sıkıntı, sevinç, vs. hemen her tür duygusal tepkilerinde bile araya yine bu tepkiyi sokuştururlar.Düşünsenize; çıkarıyorsunuz paketi, ağız tarafını hafifçe vuruyorsunuz baş parmağınızla işaret parmağınızın arasına, çıkıp da yanmak istemeyen o esrarlı beyaz borulardan en öne çıkanı zarif parmaklarınızla çekip ağzınıza götürüyorsunuz. Paketin işi bitince, ustaca bir manevrayla kibrit, varsa çakmağınıza davranıyor; ateşi keşfeden o ilk insanın coşkulu şaşkınlığından en ufak bir emare göstermeden yakıyorsunuz. Sonrası, mâlumunuz.Benim en sevdiğim, heyecan duyduğum sahneler bunlardı işte. Gerisi, koca bir uçurum….Kaybedenler Kulübü’nde bir soundtrack vardı:Sigaramın dumanı da dumanıYoktur aman şu yârimin imanı……Hiçbir çözüm sağlamayıp sadece sıradan bir tepki hâline gelen sigara içmenin mantığını sorgulamak artık çok anlamsız geliyor. Aslında sigara içen bir arkadaşımın anlattığı bir şeyden sonra büsbütün önemsemez oldum. Şöyle demişti bir gün:-Niye sigara içiyorsun, diyenleri anlayamıyorum. Şöyle bir önekleri vardır mesela; günde iki paket, ayda şu kadar para eder. Bunun yerine… Yani ben çerezimden, keyfimden, meyvemden kısıp sigaramı alıyorum. Hadi diyelim ki benim hiçbir şeyim yok; iyi de siz içmediğiniz halde neyiniz var? Araba mı aldınız, ev mi yaptırdınız?…Evet, durum böyle. Artık karışmıyorum insanların bu tür keyiflerine.Hadi bir şarkı dinleyelim de unutalım bu mevzuyu:http://www.youtube.com/watch?v=2iG08eg1MK0


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Bir yanım eksik kalır

Ne zaman çekip gitsen benden
Bir yanım eksik kalır hep
yalnızlaşırım
omuzlarıma karanlık çöker…yokluğunda
iyisi mi diyorum
seni içimden koparıp atmalıyım
sonra vazgeciyorum…
kurtulmak olası mı senden
sen yine de
gitmek istiyorsan hadi git
çok uzaklara…mutlu olacaksan eğer
üzüntü(m)n bende kalsın
sen kokan gülüşlerin
saklı bende…sen giderken baharım soldu
gözlerin bende battı
sevinçlerim yok oldu
sensizliğinle soldum…


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Gelecek daha iyi olacak mı?

Gelecek daha iyi olacak mı?Her yerde her platformda konuşulan konulardan biri, gelecek nasıl olacak, gelecek daha iyi olur mu acaba, tüm dünyada sert ve ölümcül geçen kış yeni buzul çağının başlayacağının sinyalimi, krizlerin derinleşmesi kapitalizmin sonunun geldiğinin bir işareti mi, dünyada yoksul ve yoksun insanların sayısı gittikçe artarken daha da zenginleşen milyarderlerin servetleri katlanıyor; bu durum dünyanın yaşanmaz hale geldiğinin sonucumu, küresel suç örgütleri artıyor bu örgütlerin finansörlerinin, destekçi ve tetikçilerinin kimler olduğunun belirginleşmesiyle dünyanın sonunun geldiğini düşünmek olası bir durum mu? Ardı arakası kesilmeyen gelecek senaryoları… Bu yeni başlamış bir olay değil, yerküre yaşam alanı olduğu günden beri bu senaryolar hep var olmuştur… İnsanoğlunun evreni anlamaya çalışma, ayakta kalma, daha güçlü olma ve diğerlerini kendisine düşmen görmeye başlamasıyla devam eden bir süreçtir…Gelecek nasıl olacak sorusu daha çok nasıl bir geleceğin istendiğine bağlı bir durumdur… Zaten teknolojik gelişme de ona göre şekil almıyor mu…Yeni teknolojik gelişme bir önceki gelinen seviyenin üzerine konulan bir başarı ve gelecekte daha müreffeh bir yaşam tarzına sahip olma  düşüncesinin tezahürü değil mi?Aşağıda özetlemeye çalıştığım olumsuz dışsallıklar olduğu sürece geleceğin güvenli olacağını söylemek çok ama çok imkânsız görülmektedir.1. Eğer gelecekte küresel ısınmanın doğuracağı doğal felaketleri aldırmadan, kirli sanayi üretimlerine devam edilirse geleceğin felaket olacağını söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?2. Yarıdan fazlasının yoksul ve yoksun olduğu bir dünya da, özellikle gıda yoksulluğuna aldırmadan dünya gıda üretim ve dağıtımını tekelleştirip, Çokuluslu Şirketlerin (ÇUŞ) kontrolüne bırakılması, buna göz yumulması ve küresel iktisadi kuruluşlarından dünya ticaret örgütü (DTÖ), dünya bankası (DB), uluslararası para fonu (İMF) gibi büyük! kuruluşların bu duruma kayıtsız kalması sonucu, yoksulluğun ve gelir eşitsizliğinin daha da artmasıyla, açlık ve sosyal dalgalanmaların artacağını söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?3. En son dünya milyarderleri verilerine göre, 1210 milyarderin dünya pastasından aldıkları pay, 4,5 trilyon dolar, dünya gayri safi hasılasının onda birinden biraz az, Davos Forumu’nda artık milyarderlerin bu gelir eşitsizliğine yeter demesi komik değil mi, gelecekte gelir eşitsizliğinin daha da yıkıcı sosyal patlamaları tetikleyeceğini söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?4. Euro bölgesinin aşırı borçlanma ve kontrolsüz harcama çılgınlığının birliği tehlikeye soktuğunu göre göre, bu tehlikenin diğer tüm bölgeler için de aynı tehlike formatında olduğunu söylemek için ve bu tehlike sinyallerinin Japonya’dan Amerika’ya, Orta Doğu’dan Orta Asya’ya, Afrika’dan Uzak Doğu’ya kadar tüm dünya ülke ve bölgelerini tehdit ettiğini söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?5. 2008 yılında Amerika’da finans sektöründe başlayıp tüm dünyaya derece derece yayılan kriz, parasal sermaye sahipleri lehine derinleşen konut kredisi bollaşması sonucu çıkarılan türev piyasa enstrümanları, bunların tüm dünya piyasalarında satışının gerçekleşmesi ve bunların geriye döneme sürecinin başlamasıyla şişen finansal balonun patlaması ve gelişmekte olan ülkelerde benzer şekilde tüketici kredileri genişlemesinin toplumun tüm kesimler tarafından kullanılıp geleceğin kredi anapara ve borç ödemesi uğruna daha çok çalışma ve geleceğin finansal sermaye sahipleri adına ipotek altına alınması ve doğuracağı durumun tehlikeli olduğunu söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?6. Toplumların bu tehlikeler karşısında bilinçlendirilmesi başlarına felaket gelmeden ve yaşananların tehlikeli olduğunun yıkıcı felaketlerle anlaşılmasına zemin hazırlamadan bilinçli bireyler ve tüketiciler yetiştirilmesi  önem arz etmektedir, bunu söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?Soğuk ve ruhsuz iktisat teorilerinden çok daha önceleri toplumsal akıl ve bilinç süzgecinden geçirilerek oluşan doğal toplumsal iktisat teorilerinin daha sıcak ve canlı olduğunu düşündüğüm için birkaçını anımsatmadan geçemeyeceğim; “Ayağını yorganına göre uzat”, “Hazıra dağ dayanmaz”, “Ev alma komşu al”, “İşten artmaz, dişten artar.”, “Güvenme varlığa, düşersin darlığa.”, “Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı.”


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

We will be able to all the time love you Whitney

Bu sabah, “Bir otel odasında ölü bulundu” manşetinin detaylarını okumaya başladığımda, ünlü bir sanatçının vefat haberine hazırlamıştım kendimi. Çünkü hep böyle olurdu, en son yine dünyaca ünlü bir sanatçının, Gary Moore’un ölüm haberini, buna benzer bir manşetin altında detaylandırılan haberde okumuştum.”Bir otel odasında ölü bulunurdu” iyi sanatçıların bir çoğu ve yine öyle olmuştu.Whitney Elizebeth Houston; tam altı Grammy ödülüne sahip, Birleşik Devletler doğumlu bir Soul – Rhythm & Blues sanatçısıydı. 30 yıllık müzik kariyerine, hepsi liste başarısı gören tam yedi stüdyo albümü sığdırırken; sinema dünyasında da adından söz ettirmeyi başarmıştı. Bunlardan en bilineni, hiç kuşkusuz Kevin Costner ile başrolleri paylaştığı 1992 yapımı “The Bodyguard” filmiydi.Houston; dün, Birleşik Devletler – Kaliforniya saatine göre 15.55′de vefat ettiğinde henüz 50′sinde bile yoktu. Fakat meşhur olmanın negatif yükünü, “bir otel odasında ölü bulunan” diğer üretken sanatçılar gibi hissetmiş olmalı ki; tüm benliğini uyuşturucu kullanarak öznelleştirmek istedi. Bazen bunu başardığını sandı belki de; lakin sonuç diğerlerinden farklı olmadı.Yine de şu bir gerçek ki; Houston’ı sevenler, O’nu nasıl hatırlayacaklarını iyi biliyorlar:We will all the time love you, Whitney!


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Galatasaray Kayseri’yi de yenerek 2 maçta 2×3 yaptı

11 Şubat 2012 günü renkdaşı Kayseri ile ‘Ali Sami Yen Aslantepe Arena’da oynadığı 26. Spor toto süper lig maçında 1-0 ile 1 3 puan daha alarak, puan toplamını 57’ye çıkardı.
Golü 32 dakikada; başlattığı atağı gol ile sonuçlandıran Melo attı. Melo atağı adeta pivot santrafor (Torinolu Şaban’dan öğrendim… Meğer kendini betimliyormuş) gibi başlattı. Yani; fizik gücünü kullanarak karşı savunmayı yorarak ve yararak perişan etti, asistini yaptı, sonra o asist kendisine asistlendi ve vurdu kafayı gol yaptı, 1-0… Maç da böyle bitti.
Kimler mi iyi idi, her iki takımda… Aslında güzel maç oldu. Kayseri en az 1 puan alabilirdi, fakat en çok puanı verdi ve eli boş döndü.
Engin bile o fiziğiyle, adeta güçlü fiziğe ve hava toplarına sahip, asist yapan, gol atan topçular gibi, yani pivot sntrfor gibi oynadı. Demek ki, pivot santrfor olmak için ille de uzun boylu olmak gerekmiyormuş.
Bir de ‘sprinter oyuncu’yu öğrendim. O da; Baros gibi oyuncularmış. Yani, hızlı atağa kalkan tekniği yüksek, çabuk ve hareketli topçu.
İşin şamatası. Bunları biliyorduk elbet, fakat artık futbol damak tadı vermediği için ben de ‘Ti’ye alayım dedim…
Yalnız, ‘Umut vaat eden atak’ deyimini yeni öğrendim, fakat o da zaten yeni çıkmış. Ama, hakem Özgür Yankaya hiç de umut vermedi. Dahası eski umutları bu maçta yok etti. Her 2 takımın da ‘maçın sonucuna etke etmese de’ hakkını yedi. Hele ki, maçın adamı-ki hak etti- Elmander’e yapılan hareket ‘son adam olması nedeniyle’ kesin kırmızı idi, Özgür, çok özgür davranarak oyunu devam ettirdi. Emre’ye yapılan %a distant FIFTY ONE penaltı idi.
Şu kalecilerin oyundan çalmak için, sallanmaları, en az Ömer Çat kıç kadar beni öfkelendiriyor. Bunun önünü almak için, ya kalecilerin erken sarı kart görmesi veya erken gol yemesi gerekiyor.
Necati, Antep’teki Necati değildi. Aslında şansızdı. Doğrusu Kaleci iyi idi. Sabri’nin sağ kanadı iyi değildi, bu kanadı Kayserili bestçular kolay geçti. Riera fena değildi, ilk kez oynadığı solbekte. Diğer tüm topçular iyi, Semih, Engin, Müslera, Elmandır ise çok iyi idi. Müslera her geçen gün büyüyor, Engin de öyle. Emre Çolak etkindi, Sabri sıkkın… Sabri’nin bir iki hareketi bir iki gole neden olabilirdi.
Terim mi nasıldı.? Bana pek iyi gibi gelmedi. Bir sıkıntısı var. Baharda, yani sözleşme bitim ayı Mayıs’ta bu sıkıntı sürgün vermesin…
Kademelere gelince; defans iyi idi, orta alan, değildi, çünkü zaman-zaman defansın arkasına top kaçırdı, az daha maçını tadını da kaçıracaklardı.
Galatasaray: Muslera xx, Sabri Sarıoğlu xx, Semih Kaya xx, Ujfalusi xx, Riera xx, Engin Baytar xx (Dk. NINETY Yiğit Gökoğlan ?), Melo xxx, Selçuk İnan xx, Emre Çolak xxx (Dk. 87 Ceyhun Gülselam x), Necati Ateş xx (Dk. SEVENTY TWO Sercan Yıldırım x), Elmander xx
Gol: Dk. 32 Melo (Galatasaray)-Kayserispor :1-0
Lig’in 25. Maçı, four Şubat 2012’de Gaziantep’te idi:
En son söylememiz gereken şeyi, en başta söyleyen bir yapımız var. Bu yapımızı Necati Ateş’in five yıl sonra tekrar Galatasaraylı oluşunda da yansıttık. Başarılı olamaz, yavaş ve huysuz benzeri şeyler söyleyerek. Ben buna dâhilim;a distant çünkü “Necati Ateş Galatasaray’ı ateşleyebilir mi?” sorusu ile ironi yaptım.
Necati, maça çıkmazdan ; “Ben, 2008-9 yılında, 1,5 yıl kiralık oynadığım Actual Sociedad’ta, yani İspanya’da olgunlaştım…” dedi. Maça çıktıktan sonra da; forvetlerin en zor gol attığı ‘kaleci ile karşı-karşıya kalma pozisyonunda’ golünü atarak, “Ben usta bir golcüyüm” dedi. Bence, Necati 200four-8 yıllarında GS’da yaşadığı olgunsuzluğunu, 2,5 yıl oynadığı Antalya’da pekiştirerek olgunluğa çevirmiş. Evet, gerçekten olgunlaşmış ve gerçekten usta bir golcü. Galatasaray’ın Avrupa takımlarından kaliteli bir golcü alamadığı bu süreçte, yani 2011-12 sezonunun ikinci yarısında yaptığı en akılcı futbolcu aktarımı. Bir Hagi katkısı sağlamasa da, GS’ya büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Ne ilginçtir ki, Necati Galatasaray formasını ilk; 200four yılında, Antep maçında Hakan Şükür’ün yerine girerek sırtına geçirmiş ve tam four yıl taşımış. Ve de yine tam 4 yıl sonra tekrar Galatasaray’a dönerek 8 yıl sonra yine bir Antep maçında Galatasaray’ın o şerefli formasını sırtlamış. Galatasaray’ı da en az 4 yıl sırtlayacağına inanmaya başladım. Çünkü Ateş’in Hagi ve Baros gibi kırmızı kart tutkusu yok, onun tutkusu sarı kırmızı…
Galatasaray’ın Antep deplasmanı, resmen kısmı 1950’nin İnönü stadında oynandı. Evet, sahanın büyük bölümü balçıktı.
İki takım da 25. Lig maçına dikkatli başladı. Dikkati o denli abarttılar ki, futbol ilk 25 dakika dikkatlerinden kaçtı. O dakikadan sonra harika iki takım sahada görünmeye başladı. İlk yarı en az 3-4 gol izleyebilirdik, fakat ilk yarı golsüz bitti.
İkinci yarı da 25. Dakika sonrası ortaya çıkan müthiş futbol vardı, goller vardı. Doğrusu ilk 25 dakika nanay, ondan sonra şinanay yavrum şinanay…Özellikle, SEVENTY SIX metre most sensible sürerek ve adam eksilterek, Elmander’e galibiyet golünü attıran müthiş bir Engin vardı, Elmander vardı, Necati vardı, doğrusu GS ve Antep vardı, fakat 3 puan; hakem Bülent Yıldırım’ın internet penaltısını vermediği Galatasaray’a vardı ve ilk yarı hakem Abdullah Yılmaz’ın neden olduğu yenilginin rövanşı alındı. Evet ligin en çok kornerini atan GS, Antep maçında hiç korner atmaksızın, sadece 2 gol atıp 3 puanı tahtasına yazdı.
Necati Galatasaray’daki ONE HUNDRED. Maçında FORTY NINE. Golünü, Elmander ise 25. Maçında NINE. Golünü attı…
Galatasaray: Muslera xxxx, Selçuk İnan xxxx, Elmander xxxx (Dk. EIGHTY TWO Ceyhun ?), Melo xxxx, Ujfalusi xxx, Hakan Balta xxx, Semih Kaya xxx, Engin Baytar xxxxx (Dk. SEVENTY EIGHT Albert Riera x), Emre Çolak xx, Sabri x (Dk. FORTY SIX Yiğit Gökoğlan xx), Necati Ateş xxxx
Goller: Dk. 50 Popov (Gaziantepspor), Dk. FIFTY THREE Necati Ateş, Dk. SIXTY SIX Elmander (Galatasaray)
Yıldızlara baktığınızda, kimin iyi oynadığını görmenin yanında %a distant NINETY takım olarak iyi oynadılar diyebilirsiniz. Maç kurgusu ve taktiği ise, bilinen Terim kurgusu ve taktiği. Tek eksiği; Sabri’ye değil de Emre’ye sabretmemesi.
Kayseri maçı da, belirttiğim gibi; aynı çizgide, aynı kurguda, aynı coşkuda ve iyi futbolla oynandı. Belli ki play-off GS başarısıyla sonlanacak.
ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
ŞUTLUYORUM
evesbere@mynet.com
GSM: 0506 609 00 32
 


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Bekdiğin… Sarkacın ortası

küçük dağ istasyonları kurmuşlar
ellerinden öper gibi tepelerin.
çok bayramlar göresin de
ürperir yine de insan düdük arfesinde.
bekdiğin
sarkacın ortası.
bozkırda yeşil bir dal gibi umut
aylardan vişne mevsimi
tatlı buruk…
umarsız fişeng gibi çıkagelir tren aniden
götürür kimisini
bırakır kimisini
bir dolu saçma yarası
gibi birden eksiklik…
günebakanların boynu bükük
akşamı bekler sessizce
sarı hummalı bir bulut
a kuzum
insan neden vurur kendini yollara
leyleği havada görmeylen…
neden zorlar kendini yollara kırbaç kırbaç
neden gölekler mendilinde bi tomar gözyaşı
ceviz gölgesinde çömeldikçe…
şimdi eski denizlerin yeni dalgaları
vurur kıyıya kabuk
yaklaştıkça büyüyen bir kızılırmaktır akan
kulağını dayasan
vura vura taşalara
kıra kıra taşları…
ne ki gelincinik gibi gül yüzü kan
kırlangıç çırpıntılı.
kaldım işte kendim’ilen başbaşa…


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su