Kayıp dağın yılanları

Paramız yoksa birinden borç alırız; ya da birileri gelip bizden para ister. Basit, alışık olduğumuz kavramlar. Borç müessesinin başlangıcı insanlık tarihi kadar eski olmalı. Elbette borç herkesi rahatsız eder ama borç kavramına köklü bir itiraz duymadım. İnsanların işine geliyor olmalı. Ya da mecburlar. İhtiyacımız olduğu veya zorda kaldığımız için borç almıyor muyuz? Ancak topluma yön verenler açısından sorun var.Hatırlayın lütfen borç alıp vermenin aslında gerekli olmadığı, ihtiyacımız olan paranın commonplace yollarla sağlanabileceği ve en önemlisi borç müessesinin kapitalist sömürü düzeninin bir ürünü olduğunu hiç okudunuz ya da duydunuz mu? Birisi kalkmış “Borç yiğidin kamçısıdır” demiş. Bu sözü anamızı belleyen tefecinin söylediğine iddiaya girerim. Bu kamçıyı onun kıçına kıçına iki patlatsaydık görürdük bakalım nasıl yiğitmiş.Borç-alacak konularını standard bir şey olarak görüyorsunuz; çünkü alışmışsınız. Ama aslında bence bu kavramlar bilimsel, dini hatta töresel bir temele dayanmıyor. Yani bence bir ihtiyaç üzerine insanlar düşünüp taşınıp ortaya çıkarmamışlar. Hırsızlar sizin elinizdeki malı mülkü nasıl alacaklarını düşünürken “tefecilik” diye bir yol gelmiş akıllarına. Demişler bunlar ihtiyaç içindeler. Yüksek faizle para veririz. Zaten ödeyemezler. Biz de evlerini, tarlalarını ellerinden alırız. Sizin abartılı bulduğunuz, hatta güldüğünüz eski Türk filmleri gerçeğin ta kendisini anlatıyordu aslında.Mecbur olmanızı bir yana bırakın, borç almanın nasıl bir davranış olduğunu düşünün. En başta borç aldığınız kişiye karşı ezik durumda olursunuz. Almaya devam ederseniz belki sizden bedel ister. Bu, öyle aşağılık bir şeydir ki kötü birine rastlarsanız, dalınıza basar ve daha ileri giderek affedersin “Karını bana ver” diyebilir.Borç isteyen ya da alan kişinin, daha da ötesi borçlu kişinin onuru, itibarı yoktur. Hiçbir şekilde rahat değildir. Borçlu bir insanın hayatı mutlu yaşaması mümkün değildir. Ama görüyoruz ki bazıları ömür boyu hem de çok yüksek borçlarla rahat bir şekilde yaşıyorlar. Çünkü sadece insan olanlar borçtan rahatsız olurlar.Borçlu olmak hayatı istediğiniz gibi yaşamanızı engeller. Hayalinizde bir ev almak vardır; borcu düşünür yapamazsınız. Geleceğinizle ilgili planlar yapamaz, girişimlerde bulunamazsınız.Miktarı küçük de olsa bütün borçlar zor ödenir ve mutlaka alanı üzer. Bazen borçlu kimselerin depresyona girdiği hatta intihar ettiği bile olur. Borç yaşatmaz, öldürür.Sonuçlarını elbette biliyorlar. Ama buna rağmen kendileri borç alıyorlar ve bizlerin de bankalardan borç para almamızı teşvik ediyorlar. Çünkü devlet olarak alınan borçlar ödenmiyor. Bugün 500 milyar dolara ulaşmış. Her yıl 50 milyar dolar (70 milyon insanımızın bir yılda kazandığı paranın neredeyse üçte biri) faiz vererek belirsiz bir zamana erteliyorlar. Nasılsa birileri öder. Halkın borçla yaşaması ise umurlarında değil. Hatta kredi kartı borçlusunun intihar haberiyle bankaların bilmem kaç milyon dolar kar ettiklerine dair haberler aynı gazetede yan yana çıkabiliyor.Bana Türkiye’de “Ben kredi kullandım. İşlerimi geliştirdim” diyecek bir kişi bile bulamazsınız. Eğer varsa bile banka hortumlayıp devleti çarpmıştır. Ya da bizleri kandırmıştır. Türkiye’de krediye dayalı teşebbüslerin kar etmeleri ancak bu şekilde olabilir. Ayrıca borsa, döviz artışı ve piyasa spekülasyonları nedeniyle de bu ülkede çok sayıda kişi haksız kazanç sağlayarak köşeyi dönmüştür.Israrla kredi kullanan yatırımcıların kar edemeyeceklerini iddia ediyoruz. Lakin ülkemizde banka özellikle devlet bankası kredilerinin anlamsız bir şekilde teşvik ve destek adı altında verilerek aslında üretim falan yapmayan bazı uyanıklara halkın parasının peşkeş çekildiğini biliyoruz. Ziraat ve Halk bankası esnaf ve çiftçi kredilerinin faizlerinin çok düşük hatta hiç olmamasına rağmen geri dönmediğini düşünüyoruz. Bunu anlamak için Hurşit Güneş olmanıza gerek yok. Borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin hapse atıldığını herkes biliyor.Sen IMF’den kredi aldığın zaman onlar her şeyimize karışıyorlar. Asgari ücretin ne kadar olacağına, enflasyon miktarına, memur ücret artışına falan her şeyimizi didik didik araştırıyor. Sen ise kredi alıp geri ödemeyen çiftçi ya da esnafa “ Bana borcun varken marlboro içemezsin; maltepe sigarası iç“ bile diyemiyorsun. Adam sana “Canımı mı alacaksın; ödemiyorum” diyebiliyor.60’lardan bu yana borçla yaşamanın ülkeyi nereye getirdiğini maalesef hepimiz görüyoruz. Zaten dünyayı küresel sermeye yönetiyor. Onun da amacı ülkeleri borçlandırarak elindekileri almak. Eski Türk filmlerinde ağa köylüye borç veriyor, ödeyemeyenin ise tarlasını elinden alıyordu.Ne kadar borcunuz varsa kefen paranızdan önce onu düşün çünkü o güne kefen paranız kalmayabilir. “Öldükten sonra beni itler yesin ya da nasılsa belediye kaldırır “ diye de düşünmeyin. Bunu bile garanti edemezsiniz.Varlığınız borcunuz kadar miktar düştükten sonra elinizde kalan kısımdır. Biliyorum ki bu cümleye insanlarımız gülüyorlar. Çünkü Türkiye’de devletin ve halkın borç para alması ödememe ilkesine dayanıyor. Vereceğim diye alıyorlar ama akıllarının bir köşesinde “Gün ola harman ola. Hele o gün bir gelsin. Belki de vermem” şeklinde bir niyet var. İşte bu hınzır niyet borç alma çılgınlığını azdırıyor. Bir de ortada ihtiyaç varsa(ki zaten kimsede para yok) ve üstelik bankalar ellerinde kredi kartı dağıtmak için sokaklarda dolaşıyorlarsa gerisini siz düşünün artık.Tamam, bankaların tutumu ahlaki değil ama lütfen dürüst olalım. Kredi kartı borcunu ödemeyenlere ne oldu? Hiçbir şey. Kabul etmek zorunda kaldığımız bir mazeretleri var. ”Battım, bittim, param yok. Canımı mı alacaksın?” Hatta birileri “kredi kartı borçları silinsin” diyorlar. Ödeyenler keriz o zaman. Kerim Korkut halk için burada ama açık söylüyorum bu tür yaklaşımlar hiç ahlaki ve insani değil. Birilerinin sadece haklı olduğun konularda yakasına yapışacaksın. Adamdan para almışsın ülkedeki haksızlıkları bahane ederek ödemiyorsun. Hiç kimse kusura bakmasın birlikte yaşaya yaşaya siz de hırsızlara benzemeye başladınız. Korkut bildiğiniz insanlara benzemez. Gereğinde halkın yanında, gereğinde ise karşısındadır.Bankalara kredi kartı borcu olanlar başlangıçta haciz elamanları kapıya gelince biraz tırsıdılar. Ama enteresan bir şey bütün kredi kart borçluları kiracıydı ve kuru canlarından başka hiçbir şeyleri yoktu. Yüksek faize itiraz et. Keyfi kredi kartı dağıtmaya itiraz et. Ama paranı vermiyorum diyemezsin. Elbette gerçekten zor durumda olup ödeyemeyenler var. Ama bir kısım uyanık vatandaşlarımız bunu fırsata dönüştürmüşler. Sana parayı bankanın kasasından vermediler mi? Versene adamın parasını! Hele de devlet. Ülkede devlete borcu olmayan yok. Ama hiç kimse devlete olan borcunu borç olarak saymıyor. “Devlet benim canımı mı alacak” diyor. Ne demek devlet benim canımı mı alacak ya! Malı parası olan yandı. Devlet alıyor. Türkiye’de bir uyanık kesim var ki akşam sabah Laila’dan çıkmıyor ama araştırdığında üzerinde beş kuruşluk mal mülk yok. Israrla bu kesimin üzerine gidilmeli diyorum. Hiçbir şeyin yoksa aç mı yaşıyorsun? Ben A bankası, seni vakıfların aşevi kuyruğunda görürsem borcunu sileceğim, söz.Borç insanı rezil eder. Ama bazılarımız zaten rezil olduğu için bir şey fark etmiyor. Devlet işin peşini bırakmış. Ama ben Kerim Korkut diyorum ki bu sorunu çözmeden yeni bir ülke düzeninden bahsedemeyiz. Yeniçağ düzenini kurduğumuz zaman kimsenin kimsede beş kuruşunu bırakırsam namerdim. Böyle şey olur mu ya! İnsanlar sizin için mi para kazanıyorlar? Measurement borç verenler battı, siz aldınız yürüdünüz maşallah? Yok, üzerinden yıllar geçmiş. Zamanaşımına uğramış. Veren ölmüş alan kayıp. Hiç beni ilgilendirmiyor. Karun’un hazinesinden kaybolan lirayı bile bulup yerine koymak boynumuzun borcu. Bulmuşsunuz kelek bir düzen. Al parayı ödeme. Oh ne güzel!Ağaç Hareketi düzeninde bir kişide alacağınız varsa bunu genel güvenliğe bildirmeniz yeterli. Paranız en kısa sürede elinizdedir. İnsanlar salak mı? Measurement borç versinler, iş yapsınlar siz de alacaklarını vermeyin.Bugün ülkede yaşayan insanların üçte biri birbirlerine bir şekilde alacaklı ya da borçludur. Ve bu kimseler borcunu ödemiyorlar ya da alacaklarını da alamıyorlar. Belgeli ya da borçluları tarafından kabul edilen alacakların tahsili bile sağlansa milyonlarca iş adamı, esnaf ve diğer vatandaş zor durumdan kurtulur. Adam Laila’da karı oynatıyor borcunu ödemiyor. Devletin bu konudaki düzeni belli zaten. Halk bıkmış. Üstelik güvenmiyor. Ben dava açarak alacağımı aldım diyen kimseyi görmedim. Vatandaş ya lanet olsun deyip üzerine bir bardak su içiyor. Ya da eğer alacak fazlaysa çek senet mafyasına başvuruyor. Çek senet mafyası denilen aşağılık olgunun bu ülkede var olması Türkiye Cumhuriyeti devleti için utanç verici bir olaydır. Çek senet mafyası niye var? Kişiler alacaklarını senin düzeninle alamadıkları için bu yola başvuruyorlar, onun için var. Adamın üç kuruş alacağı var zaten. Niye dava açtırıp mahkeme kapılarında yıllarca süründürüyorsun? Git borçlunun kapısına. Al adamın alacağını. Ver kendisine. Senin hâkimin alsın alacaklıyı da borçluyu da karşısına. Tespitini yapsın. Borçlu üzerinde baskı kursun ve ödemeyi sağlasın. Bir kaç saatlik iş. Adam masrafına da razı. Niye iki yıl, üç yıl, beş yıl adamı git gel yapıyorsun? Yazık değil mi? Hırsız mafya düzeniyle ortak mı çalışıyorsun?Borç zaten belgeli. Ya da belgesiz de olsa adam borcunu kabul ediyor. Senin yapacağın devletin gücünü gösterip zorla veya icra yoluyla borçlunun alacaklıya olan borcunu ödemeyi sağlamak.Bugün bu konuda yürürlükte olan kanunlar, mahkemeler hiçbir işe yaramıyor. Kişi haklı olduğu halde davayı kazanamıyor. Alacağı para kadar masraf ediyor. Git gel git gel rezil perişan oluyor. Bu nedenle lanet olsun deyip dava açmıyor. Çok ciddi kayba uğruyor.Zor durum nedeniyle kişilerin borçlarını ödeyemedikleri doğru. Ama bir de keyfinden ödemeyenler var. Fakir bir konfeksiyoncuya fason iş yaptırmış. Adamın parasını vermiyor. Ama altına Ferrari alıyor. Çünkü onu borcunu ödemeye zorlayan bir güç yok. Mahkemeye vereceksin. Elinde belge olmak zorunda. İşi yaptın teslim ettin. Adam bir şey vermedi. Nasıl ispatlayacaksın? Hadi diyelim ki belgen var. Dilekçe ver. Duruşmaya gir. Süreyi bekle. Çoluğunu çocuğunu geçindirmek için üç kuruş kazanıyım diye gece gündüz çalışan küçük esnafın bütün bunları yapacak bilgisi, zamanı ve de imkânı yoktur.Yeni düzende borç alacak kavramlarının tamamen kaldırılması ana hedeftir. Adama iş yapacaksın. Paranı üç yıl sonra alacaksın ya da hiç alamayacaksın. Böyle şey olur mu ya? Ankara’daki o koca koca bakanlık binaları ne işe yarıyor?Alacağın olması borcunun olmasından daha kötü. Paranla rezil oluyorsun. Bir de bazılarına sanki borç vermek zorundasın. Emminmiş, dayınmış. Vermezsen olmazmış. Selamı sabahı kesiyor. Kızını oğluna nişanlasan bu nedenle yüzüğü bile atıyor. Adamdan istemekten sen utanıyorsun. Borcunu ödemeyenler zaten yüzsüz oluyorlar. Adam senden utanacağına onu görünce sen yolunu değiştiriyorsun. Adam kırk yalan söylüyor. Herkes Korkut’a yalancı çoban der. Ben bunların yanında evliyayım. Aslında bu da bir taktik. Uyanık sülükler alışmışlar. Biliyorlar ki Korkut gibiler alacağını ikinci defa istemez. Havadan para işte. Bir kere yok dersin olur biter. Çankırılı Vehbi gibi sokak ortasında yakasına yapışıp yüzüne de tükürerek rezil edeceksin ki… Korkut tam saftrik. Elimdeki üç kuruşu ona buna verip alamadığım için bugün sürünüyorum. Varlığım kadarı da el yedi. Haram zıkkım olsun!Borç hırsız düzenin sömürü aracıdır. Borcu olan kişinin malı, onuru, şeref ve namusu hatta canı bile elinden gidebilir. Borçla yükselmek bir yerlere gelmek mümkün değildir. Özellikle kişilerin birbirlerine karşı borç alacak ilişkileri cinayetlerin ana nedenidir. Adam borç vermiştir, ister ama alamaz. Kanuni yol tercih edilmez. Çünkü mantıksızdır. Davlar git gel git gel beş on yıl sürer. Ama alacağı kişiye o an lazımdır. Kanun istese kişiye alacağını bir günde alıp verebilir. Ama günümüz kanunlarının işlerliği yoktur. Bunun için yeniçağda uygulayacağımız ”Ahe kanunları” olmalıdır. Verdiği parayı alamayan kimseler bunu hazmedemeyince ya lanet olsun deyip bırakır, ya da çeker vurur.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>