Sigara içmek üzerine küçük bir tahlil

İnsanların neden sigara içtiklerini hâlâ anlamış değilim….Hoş, ben anlamayadurayım; kullanıcıları öyle bir içselleştirmişlerdir ki sormayın gitsin. Üzerine tarif mi yapılmamış, şarkılar, özdeyişler mi söylenmemiş?…Örneğin sigara böreği. İsim babası, yine bir müptelası mıydı yoksa?”Son bir sigara içelim, öyle git gideceksen…” Yeşim Salkım söylerdi bir zamanlar.”Sigaramın dumanına sarsam, saklasam seni..” Ezginin günlüğü yine.”Ben sigara dumanının altında, yana yana en sonunda kül oldum…” Şebnem Ferah keza….Yine sık duyduğumuz sigaralı cümlelerden biri:-İster zengin ol, ister fukara; her yemekten sonra yak bir cigara….Diğer illerimizi bilmem de, Diyarbakırlılar genelde “cigara, cığara” derler sigara için. Haksız da değillerdir bir bakıma. Nitekim “Sigara sağlığa zararlıdır.” nev-i türünden ikazların olmadığı dönemlere kadar üzerinde “sigara” yazan sigara paketi neredeyse hiç yoktu. En azından ben böyle hatırlıyorum. Yerli markalarda olabilirdi de, en çok tüketilenler belirli ve yabancı markalar olduğu için insanlarımız sürekli “cigarettes” sözcüğüne maruz kaldıklarından bu “cığara” yerleşmiştir dimağlarına. En azından aslına uygun, benzer bir kullanım….Tabi yani, buraya kadar yazdıklarım hep işin magazinsel boyutlarıydı.Gelelim niçin içildiğine.Yemeklerden sonra, cinsel münasebetten sonra, mesela toprağı kazdıktan sonra, yorulunca, tuvaletteyken (sonrasında da), kızınca, evi yanınca, bir tanıdığı ölünce, vs. Velhasıl-i kelâm, hayatlarının hemen her zerresine sirayet etmiştir. İyi de niye?Tabi ki öncelikle bir zevk alma aracıdır. Ama “gölgeleme” diyebileceğimiz bir etkiyle neredeyse her davranıştan sonra sebepli sebepsiz içilir.Mesela ben toplum içerisindeyken ellerimi nereme koyacağım, hangi konumda tutacağım konularında genelde downside yaşarım. Oysa çok severim ellerimi. (Arkamda tutayım şimdilik) Aslında bir çaresizlik göstergesi demeli. Mesela sigara içenler çaresiz kaldıkları durumlarda bile hemen yakarlar bir tane. İnsanların böyle anlarda en sık gösterdikleri tepkiler şunlardır kanımca: Alınlarını veya yüzlerini elleriyle kapatırlar bir süre. Ya da parmaklarını saçlarının dibine daldırıp yine bir çaresizlik imajı yaratırlar. Kimi, olduğu yerde çökerek de tüm bunları yapabilir. Kimi de fazla enerjisini boşaltma fırsatı bulduğu için -aleni olmayan bir sevinçle- fırsatı iyi değerlendirip bir yerlere tekme, yumruk veya tokat atar. Bir eşyayı kırar.…Aslında içenler için artık öyle bir noktaya geliyor ki durum, sigara içmek neredeyse doğal bir tepki (aslında koşullu tepki) oluyor.Televizyon izlerken, yemek esnasında-sonrasında, uyumadan önce, uyanınca, boş kalınca… Evet, yapacak hiçbir şey olmadığı durumlarda da yine o tepkiye (içme) başvururlar. Oral dönemle mutlaka ilgileri vardır tabi; ama üzüntü, sıkıntı, sevinç, vs. hemen her tür duygusal tepkilerinde bile araya yine bu tepkiyi sokuştururlar.Düşünsenize; çıkarıyorsunuz paketi, ağız tarafını hafifçe vuruyorsunuz baş parmağınızla işaret parmağınızın arasına, çıkıp da yanmak istemeyen o esrarlı beyaz borulardan en öne çıkanı zarif parmaklarınızla çekip ağzınıza götürüyorsunuz. Paketin işi bitince, ustaca bir manevrayla kibrit, varsa çakmağınıza davranıyor; ateşi keşfeden o ilk insanın coşkulu şaşkınlığından en ufak bir emare göstermeden yakıyorsunuz. Sonrası, mâlumunuz.Benim en sevdiğim, heyecan duyduğum sahneler bunlardı işte. Gerisi, koca bir uçurum….Kaybedenler Kulübü’nde bir soundtrack vardı:Sigaramın dumanı da dumanıYoktur aman şu yârimin imanı……Hiçbir çözüm sağlamayıp sadece sıradan bir tepki hâline gelen sigara içmenin mantığını sorgulamak artık çok anlamsız geliyor. Aslında sigara içen bir arkadaşımın anlattığı bir şeyden sonra büsbütün önemsemez oldum. Şöyle demişti bir gün:-Niye sigara içiyorsun, diyenleri anlayamıyorum. Şöyle bir önekleri vardır mesela; günde iki paket, ayda şu kadar para eder. Bunun yerine… Yani ben çerezimden, keyfimden, meyvemden kısıp sigaramı alıyorum. Hadi diyelim ki benim hiçbir şeyim yok; iyi de siz içmediğiniz halde neyiniz var? Araba mı aldınız, ev mi yaptırdınız?…Evet, durum böyle. Artık karışmıyorum insanların bu tür keyiflerine.Hadi bir şarkı dinleyelim de unutalım bu mevzuyu:http://www.youtube.com/watch?v=2iG08eg1MK0


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Gelecek daha iyi olacak mı?

Gelecek daha iyi olacak mı?Her yerde her platformda konuşulan konulardan biri, gelecek nasıl olacak, gelecek daha iyi olur mu acaba, tüm dünyada sert ve ölümcül geçen kış yeni buzul çağının başlayacağının sinyalimi, krizlerin derinleşmesi kapitalizmin sonunun geldiğinin bir işareti mi, dünyada yoksul ve yoksun insanların sayısı gittikçe artarken daha da zenginleşen milyarderlerin servetleri katlanıyor; bu durum dünyanın yaşanmaz hale geldiğinin sonucumu, küresel suç örgütleri artıyor bu örgütlerin finansörlerinin, destekçi ve tetikçilerinin kimler olduğunun belirginleşmesiyle dünyanın sonunun geldiğini düşünmek olası bir durum mu? Ardı arakası kesilmeyen gelecek senaryoları… Bu yeni başlamış bir olay değil, yerküre yaşam alanı olduğu günden beri bu senaryolar hep var olmuştur… İnsanoğlunun evreni anlamaya çalışma, ayakta kalma, daha güçlü olma ve diğerlerini kendisine düşmen görmeye başlamasıyla devam eden bir süreçtir…Gelecek nasıl olacak sorusu daha çok nasıl bir geleceğin istendiğine bağlı bir durumdur… Zaten teknolojik gelişme de ona göre şekil almıyor mu…Yeni teknolojik gelişme bir önceki gelinen seviyenin üzerine konulan bir başarı ve gelecekte daha müreffeh bir yaşam tarzına sahip olma  düşüncesinin tezahürü değil mi?Aşağıda özetlemeye çalıştığım olumsuz dışsallıklar olduğu sürece geleceğin güvenli olacağını söylemek çok ama çok imkânsız görülmektedir.1. Eğer gelecekte küresel ısınmanın doğuracağı doğal felaketleri aldırmadan, kirli sanayi üretimlerine devam edilirse geleceğin felaket olacağını söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?2. Yarıdan fazlasının yoksul ve yoksun olduğu bir dünya da, özellikle gıda yoksulluğuna aldırmadan dünya gıda üretim ve dağıtımını tekelleştirip, Çokuluslu Şirketlerin (ÇUŞ) kontrolüne bırakılması, buna göz yumulması ve küresel iktisadi kuruluşlarından dünya ticaret örgütü (DTÖ), dünya bankası (DB), uluslararası para fonu (İMF) gibi büyük! kuruluşların bu duruma kayıtsız kalması sonucu, yoksulluğun ve gelir eşitsizliğinin daha da artmasıyla, açlık ve sosyal dalgalanmaların artacağını söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?3. En son dünya milyarderleri verilerine göre, 1210 milyarderin dünya pastasından aldıkları pay, 4,5 trilyon dolar, dünya gayri safi hasılasının onda birinden biraz az, Davos Forumu’nda artık milyarderlerin bu gelir eşitsizliğine yeter demesi komik değil mi, gelecekte gelir eşitsizliğinin daha da yıkıcı sosyal patlamaları tetikleyeceğini söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?4. Euro bölgesinin aşırı borçlanma ve kontrolsüz harcama çılgınlığının birliği tehlikeye soktuğunu göre göre, bu tehlikenin diğer tüm bölgeler için de aynı tehlike formatında olduğunu söylemek için ve bu tehlike sinyallerinin Japonya’dan Amerika’ya, Orta Doğu’dan Orta Asya’ya, Afrika’dan Uzak Doğu’ya kadar tüm dünya ülke ve bölgelerini tehdit ettiğini söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?5. 2008 yılında Amerika’da finans sektöründe başlayıp tüm dünyaya derece derece yayılan kriz, parasal sermaye sahipleri lehine derinleşen konut kredisi bollaşması sonucu çıkarılan türev piyasa enstrümanları, bunların tüm dünya piyasalarında satışının gerçekleşmesi ve bunların geriye döneme sürecinin başlamasıyla şişen finansal balonun patlaması ve gelişmekte olan ülkelerde benzer şekilde tüketici kredileri genişlemesinin toplumun tüm kesimler tarafından kullanılıp geleceğin kredi anapara ve borç ödemesi uğruna daha çok çalışma ve geleceğin finansal sermaye sahipleri adına ipotek altına alınması ve doğuracağı durumun tehlikeli olduğunu söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?6. Toplumların bu tehlikeler karşısında bilinçlendirilmesi başlarına felaket gelmeden ve yaşananların tehlikeli olduğunun yıkıcı felaketlerle anlaşılmasına zemin hazırlamadan bilinçli bireyler ve tüketiciler yetiştirilmesi  önem arz etmektedir, bunu söylemek için fütürist olmaya gerek var mı?Soğuk ve ruhsuz iktisat teorilerinden çok daha önceleri toplumsal akıl ve bilinç süzgecinden geçirilerek oluşan doğal toplumsal iktisat teorilerinin daha sıcak ve canlı olduğunu düşündüğüm için birkaçını anımsatmadan geçemeyeceğim; “Ayağını yorganına göre uzat”, “Hazıra dağ dayanmaz”, “Ev alma komşu al”, “İşten artmaz, dişten artar.”, “Güvenme varlığa, düşersin darlığa.”, “Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı.”


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Weblog buluşmasında: “a far offSu uyur, “a distant Blog!cu uyumaz.! ” sloganı atıldı.

Hani, topluca bir araya gelindi mi “ Ah ne eğlendik, ah ne eğlendik” der ya insan. İşte onun gibi. Weblog toplantısı sonrasında ağız birliği edinip “ İyi ki varız. İyi ki, Blog var. Ah ne mutlandık, ah ne mutlandık!”  diyebiliyor insanlar şimdi. Nitekim de  öyle oldu. Blogcular, Boztanlıdaki “Tuzu Biberi” Kafe’de,, özel olarak ayrılmış aydınlık salonda bir araya geldiler.  Birbirlerine sarıldılar. Sitem ettiler, öpüştüler, koklaştılar. Dedikodular yaptılar, kafalar gözler yardılar. İçtenliklerini sergilediler. Resim çektirmede yarıştılar. Her birinin makinesi olduğu halde, resimlerini taşerona verip, başkalarına resim çektirdiler. Hiçbir şeye doyamadan aynı kadro, K.Yaka Tenis Klupte  tekrar bir araya geldiler. Piyano eşliğinde eğlendiler. Sonunda da işi kısa kesip, “Ah ne eğlendik, ah ne eğlendik” deyip, geç vakit dağıldılar..Aramıza en son, Gülgün Karaoğlu katıldı o güleç yüzüyle. Kendileri, “geceyarısı kuşu” diye anılır. Bütün gün TELEVISION seyreder. Gece yarısından sonra yeşil çuhalı masasına oturur (a distant Burasını attım) yazılarını döktürür. Bakar ki bu yazı,  bizim bu sitede de yayınlanır derse, buradan okuruz yazısını. Değilse, Milliyet Kom Te – Re’den okuruz. Bilmeyiz.  Bloğumuz kapatılacakmış. Bu sefer kendisini hangi kanaldan  okuruz. Orasını bilemem. Paşa gönlü bilir. İçimizden bir tek o sırça köşkte oturur. Gizliden gizliye de kıskanılır yani. “Neden o? Biz neciyiz?” kabilinden. Bizim milletin türküsüdür bu durum: “ Ellere var da, bize yok mi?” diye. Şarkısı var, bilirsiniz. Şimdi o, çoktan”a distant Aşkolsun’u çekti bile.!Sahi,  Bloğun kapanması, yine gündeme geldi. Bu sıralar hareketlilik hızlandı. Herkes birbirine sormağa başladı. ” Falan Hanımı, filancayı, arayınca buluyor musunuz?” diye. Bu ne iş. Yahu, gemi batmak üzere iken, kalender kaptan, gemiyi, üç defa kısa aralıklarla öttürüp, selama durmaz mı? Amma… Bu toplantıda gördük ki, su ayur ama, weblogcu uyumaz. Her şeyden, oturduğu yerden haberini alır.  Nitekim de böyle bir slogan dalga gibi geçip gitti oradakilerin üzerinden.Bir blog toplantısı ardından neler söylenir? Bunlar yazılıp çizilir. Şimdi biz de öyle yapıyoruz. Bloğa resim de koyacağız ya.  Yazıdan önce, bir blogcu’nun resimleri önemlidir. Resmin hatırına yazı yazıyoruz. Dört satırla işi bitirirdik yoksa.Ama içimizde en diplomatik kariyeri olan bir Hocamız, ancak bir MİT’in bilebileceği  sırlar koydu ortaya. Düşünmeğe bizi bıraktı. “MB’nin geleceği yine gündemdeymiş. Bize. idarecilerde, külliyen değişiklikler olacakmış. Zor devrelerden geçiliyormuş.Karşıyaka’nın ve Bloğumuzun Muhtarı İlyas Bayram, hepimizi solladı. Gece yarısı bir telefon. “ Alo, yayındasınız” Videoya almış. Ne zaman almış, nasıl yapmış. FACE’deymişiz hepimiz. Nerden nereye. Eskiden bu işler yoktu. Muhtarımız sağ olsun.  Seneye oyumuz, yine kendisine.Diplomatik takıldı Mesut Selek. Doktor Gürol, daha da cazibeli olmuş zayıflayınca. Sevim Daştan, emekliliğinden ziyade, hala gençliğini yaşar gibiydi. Ayşen Aslangiray, herklesin sevgilisiydi yine. Herkese yetişti. İçi dışı bir. İçimizde en faal üye. Tuna’lar, güzelliklerini  saçtılar etrafa. Ege’nin tadını çıkarıyorlar. Hayatlarından memnunlar. Gül Hanım makyajını değiştirmiş, daha da cazip olmuş. Gurur duyduk kendisiyle. Ama, biraz uzak oturdu. Eşi  Serhat gibi masa masa dolaşmadı ortalıklarda. Gülüşleriyle gruba can kattı, ruh kattı. Dağlar Kraliçesi Neşe, her zamanki ruh canlılığı ile, Edremit Körfezinin  nemli güzelliğini, bulut bulut neşelerle, Ege’ye taşıdı.FACE’de takıştığımız bir isim vardı. “ Gel gör de bizleri anla. Herkeslere yüksekten bakma öyle” dediğimiz  Rüya isimli Face  yazarını da, yakında Weblogcu yapacağız. Geldi, gördü, tanıştı ve herkesi sevdi. Tamam. “Ben de weblogcu olacağım” dedi. Ve ekledi “ Burası yüksek okul be yahu. Ne kıymetler varmış aramızda.” Diye de hayret etti. Biz de gurulandık tabi.  Et bakalım hayret. Edersin ya. Hayırlısı dedik. Böylece barıştık. Demek ki dedik, sadece Blog’larda değilmiş kavgalar. FACE’ de oluyormuş.Yazımız bitti. Aaa, bir de baktık ki, “ Kuzu” diye aramıza aldığımız, bir köşede kuzu kuzu  oturan Rüya  Hüsniye Kuzu Hanım,  “ kurt” çıkıvermiş. İlyas’tan aldığı piyano resitalini, o da yayına koymuş. FACE’ yi açın da bakın. Pes vallahi. Bu ne çabukluk. Blog ahalisini atlattı vallahi.Güya bayram yazısı gibi kısa tutacaktık bu blog buluşmasını. Müsvettesiz, çala klavye gidiyoruz. Kendimize bir dur çekelim ve noktalayalım yazımızı. Ve de koyduk noktayı.              


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

2012 no longer defteri-17

NATO’nun, Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, İsrail’in Akdeniz’deki donanmaya katkıda bulunmasına sıcak baktığı açıklandı…Amerikan haber ajansı AP’nin haberine göre, NATO sözcüsü Carmen Romero, İsrail’den kendilerine bu yönde bir teklif geldiğini ve teklifi “NATO prosedür ve operasyon gerekliliklerine göre değerlendirdiklerini” açıkladı.Not defterim, bu gelişme “Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun tehdit algısının ne olacağı?” sorusunun yıllardır tartışılan cevabı gibi geliyor bana. Zaten geçen yıl Lizbon görüşmelerinde bunun adı konmuştu, ama Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül bunun yazılı hale gelmesine engel oldu. Ne var ki, gelişmeler yazılı hale getirilmese de NATO’nun İslam coğrafyalarını çoktan tehdit algısı içine aldığını göstermektedir.  Irak’ın işgali ve burada gerçekleştirilen siyasi laboratuar çalışması, akabinde Ortadoğu’da hızlanan etnik ve de mezhepsel çatışmalar, nihayet NATO’nun İsrail’e yeşil ışık yakılması bu yönde atılan adımlar olmuştur.Bunun yanı sıra, Batı’da hızla artan İslam karşıtlığı, hatta toplumunu bu yönde uyarmak isteyen deli divane olmuşların Norveç örneğinde olduğu gibi ‘77’ masumu katletmesi, bu sürecin güncel örnekleri arasındadır.Bu yaşamakta olduğumuz sürecin gerçek okuması şudur: Batı’nın gözünde ülkemiz bir İslam ülkesidir, biz yetmiş dört milyon insan alenen İslam dininden çıksak, hatta toplumca Siyonist ateist olduğumuzu açıklasak da, bu kanaatleri değişmeyecektir.Ülkemizi yönetenler bunun farkındadır, bu yüzden NATO’daki varlığımız ve de ‘Kürecik’te planlanan ‘Füze Kalkanı’ projesi vb. gelişmelerle zamana oynamak durumda kalmaktadır…Ne var ki, 28 Şubat sürecinin uzantıları olan ahmaklar, bir türlü bunu görmek istemiyorlar; zannediyorlar ki, ‘İrtica gelecek!’ mücadeleleri onun içindir…Ben kendi adıma ateist değilim, ama ülkemin ateisti de, dindarı da, kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın genel ekseriyetimiz bu sürecin farkında değildir. Çünkü derdimiz huzur içinde bu coğrafyada yaşamak değildir; alışmışız bir kere şark kurnazlığına, ne pahasına olursa olsun, rollerimizi oynama çabasındayız…Yarın yeni bir dünya kurulsa, özgürce yaşamak adına bu coğrafyada, yine içimizden bir takım insanların itirazları yükselecektir; çünkü dertleri ne özgürlüktür ne de insanca yaşamaktır bu coğrafyada. Tek dertleri, küçük dünyalarının; küçük hesaplarıdır……Saat: 14.20, 12.02.2012Rıza Üsküdar12 Şubat 2012/Eskişehir


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Suriye’den sonra İran, daha sonra hangi ülke bilin bakalım!

Amerika bizim için Ortadoğu’da uygun gördüğü rolü oynatmaya kararlı. Bizim tarafımızdan kürsüden Suriye’ye yapılan kabadayılıkların da  kendi iradeleri ile yaptıklarını zaten kimse düşünmüyor.Esas niyet, taşeron olarak Türkiye’nin Suriye ile savaşması, sözde muhaliflere silah, adam desteği vermesi, Suriye yönetiminin değiştirilerek iş başına ABD ve tabiki İsrail’in kontrolünde bir kadronun getirilmesidir. Sonrasında ABD planına göre sıra İran’a gelecektir.Tayyip Erdoğan “kardeşim” dediği Beşer Esad’la boy boy fotoğraflar vermiş, karşılıklı ziyaretler yapılmış. Sonra ne olmuş bir anda dönüvermiş ve Suriye yönetimini suçlamaya ve tehdit etmeye başlamış, Davutoğlu da işi azıtarak ‘artık sürenin sonu geliyor, sabrımız bitiyor’ gibi  tehditler savurmuştu…Suriye ile yüzyıllardır süren ilişkilerimiz vardır “Suriye bizim kapı komşumuz. Uzun yıllar beraber yaşamışız. Halep’te, Şam’da, Lazkiye’de hala bizim dokumuz var. Zamanla biz zayıflamışız, İngiliz, Fransız gelmiş o topraklara ve iliğini sömürmüşler, sonra Suriyeliler bağımsızlıklarına kavuşup devlet olmuşlar.”Suriye, zaman zaman boylarına poslarına bakmadan bize düşmanlık yapmış, yıllarca Apo’yu Şam’da beslemiş, sonra 1998’de gösterdiğimiz sopadan korkup teröristbaşını kovmuş.Akabinde(devamında) iyi ilişkiler kurulmuş, özellikle Gaziantep, Adana, Şanlıurfa, Hatay, Mersin illerimiz ve tabiki Suriye’de yaşayanlar sınır ticaretinin zirve yapması ile doymaya başlamışlar, insanların yüzü güler olmuş.Ama bugün durum çok farklıdır.Çünkü sıra İran’da..Ve senaryoya göre daha sonra sırada Türkiye var !!


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Ankara tiyatrosu

Tiyatroyu çok severim. Görev yaptığım yerlerde sabit tiyatro olmadığından turneye geldiğinde çok olmasa da gitmiştim. Hayatımda sadece tiyatro oyuncularını ellerim kızarana kadar ayakta alkışladım. Çünkü fazlasıyla alkışı hak ediyorlardı.Ülkemizde de demokratik bir yönetim var, ileri mi geri mi uzmanlar daha iyisini bilir. Genel seçimlerden sonra milyonlarca yurttaş olarak Ankara’da yönetimi bir tiyatro gibi i,zliyoruz, tabi salonda değil, görsel ve yazılı medyadan.Bu dönem Başbakanın tabiriyle ustalık dönemi, nasıl bir ustalık dönemiyse tüm aksaklıklar,zaaflıklar bu dönemde yaşanmaktadır. Ülkenin hayati önem taşıyan sorunları gündeme dahi getirilmemekte, yaratılan gündemlerle halkımız uyutulmaktadır. Devlet içinde kurumlar arası çekişmeler yaşanmakta, devlet yönetiminde istikrar bozulmaktadır.Son günlerde yaşanan Yargı-Emniyet-Mit olayında çarpıcı sahnelere şahit olmaktayız. Yargı bazı Mit mensuplarının ifadesini almak istemekte, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan olmak üzere sözkonusu yargısal işlem engellenmek istenmekte, hatta kanun teklifi dahi alelacele hazırlanmaktadır. Bu durum kamuoyunda Mit üzerindeki kuşkuları daha da artırmakta, eğer kanun gücüyle de olsa engelleme gerçekleşirse bu Mit olayı daha çok araştırmalara konu olacak gibi görünmektedir. Kamu görevi yapan hangi kurum olursa olsun yargıya hesap vermelidir. Aksi takdirde ne bir hukuk devletinden söz edebiliriz, ne de o kurumlar kamu vicdanında aklanmış olurlar. Ayrıca iş ve işlemleri şaibeli olmaktan kurtulabilir.Mit görevlilerinin Oslo’da terör örgütü temsilcileriyle görüşmelerinin Başbakanın bilgisi ve yönlendirmesiyle olduğu açıktır. Zaten Başbakan da bunun için Mit görevlilerinin yargılanmasını engellemek için çaba sarfetmektedir. Diğer bir ifade ile Başbakan Mit görevlilerini ateşe atmış, şimdi de ateşten kurtarmaya çalışmaktadır.Bazı köşe yazarları yargının işlemini darbe diye nitelendirmektedirler, anlamakta zorluk çekmekteyim. Niye yargı darbesi olsun ki, Savcılık iddianamesini hazırlar, mahkeme karar verir, suçsuzlarsa da beraat ederler, bu telaş nedendir bilinmez. Bilinen şudur ki hukuk dışı bazı işlemler yapılmıi ve Hükümet tarafından da örtbas edilmeye çalışılmaktadır. Nutuk atmaya gelince hukuk devletiyiz diye bas bas bağıranlar işlerine gelmediği durumlarda yargı darbesi diye haksız, hukuksuz, mesnetsiz ithamlarda bulunabilmektedirler.Unutulmamalı ki hukuk bir gün herkese lazım olabilir.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Flaş! Flaş! Flaş!

Son dakika!Az sonra!Reklamlar!!!… sakızları!!! Çiğneyenler ferahlar!!!Gaf kraliçemiz vardı, bir zamanlar!Ayn-ı ile vaki!Denizli’de miting alanı; Kürsüde parti genel başkanı!‘’Sevgili Bursalılar, sizlerle birlikte olduğum için çok mutluyum!’’?????Millette şaşkınlık! Ağızlarda hayret nidaları!‘’Burası Denizli Sayın Genel Başkanım’’ diye fısıldar, danışmanları!Kürsüde parti genel başkanı;‘’Son aldığım habere göre ……’i tutuklamışlar!Pardon! Pardon! Arkadaşlar yanlış anlamışlar!Yine takipte yanlış yapmıştı arkadaşlar!Genel başkanları, oy kullanamamıştı, bir zamanlar!Bu kaçıncı tongaya düşüş?Bu kaçıncı tongaya düşürülüş?Muhalefetin, muhalefeti!Elinde idi bütün delege sistemi!Seçtin, seçtirdin!Kapalı kapılar ardında kulisler!İmza toplar delegeler!‘’Teşbihte hata olmaz!’’ derler.Filler dövüşür, ezilir çimenler!Siz, kelle, koltuk, kurultay peşinde!Bu zamanda birlik olacağınız yerde!Bitmek bilmeyen iç çekişmeler!Devam edin, devam edin beyler!!!Aldığınız o oyları da daha çok ararsınız!Ülkedeki tüm barajları arşınlasanız!Böyle giderse!Bir daha ki seçimde barajı bile aşamazsınız!!!Ayşen Arslangiray Kura12.02.2011/İzmir


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Rıdvan Dilmen’in Mehmet Ali Aydınlar’la ilgili ortaya çıkardığı gerçek!

Adamın biri çıkıyor, kendine uçurulan “döndürülmüş lafı” ekranlardan üstüne basa basa yineliyor. Bununla da yetinmiyor, işi, karşısındakilerin yalan söyledikleri üzerinden hakarete kadar götürüyor.“Külliyen doğru”yla başlatılan saldırı/ hakaret, “külliyen yalan”la ortada kalıyor. İkincisini söyleyen, iki/üç kişi arasında geçen konuşmanın dışarıya yansıtılan bölümü için söylüyor bu sözü.Lafı uzatmadan, Tanzimat romancısı Ahmet Mithat Efendi gibi “sadede gelelim” diyelim, efendiliği unutanlara inat, konuya efendice girelim:Futbolculuğuyla değil de, kendi özgü üslubuyla “ünlü yorumcu” sanı verilen bir yorumcu dedi ki:“Rıdvan, Aykut, Mehmet Ali Aydınlar’la Fenerbahçe için ‘puan pazarlığı’ yaptı.”Gazeteciler sorunca, Aykut Kocaman dedi ki:“Külliyen yalan!”“Yalan” olan ne?Görüşme mi, puan pazarlığı mı?Aykut Kocaman ikincisi için “yalan” diyor, öteki “doğru” diyor. Yani Aykut Kocamangörüşme”yi değil, “puan pazarlığı yapma”yı “yalan” kapsamına alıyor. Öteki ise, bildiği telden çalıyor. Çünkü kendine o yanlış bilgiyi aktarana çok güveniyor.Ünlü yorumcu, ekranından ısrarla soruyor:“O zaman ne konuştunuz?”Ama ona kimse sormuyor:“Konuşulanları sana kim söyledi?”Suçladığı Rıdvan Dilmen ile Aykut Kocaman söylemeyeceğine göre, geri bir kişi kalıyor.*****Rıdvan Dilmen, dayanamadı, bir başka vesileyle de olsa, konuya açıklık getirdiği gibi, UEFA’nın verdiği yetmez, Fenerbahçe’ye bir ceza da bizden’ diyeceğimiz bir tertip içinde olunduğunu açıkladı.Mehmet Ali Aydınlar’ın çağırdığı Rıdvan Dilmem ne/ler dedi?“Aydınlar, ‘UEFA’ya gittim konuştum. Fenerbahçe cezasını tamamladı. Seneye Şampiyonlar Ligi’ne gidecek.”Daha sonra, Rıdvan’ın çağırmasıyla, Aykut Kocaman da geliyor. Aynı sözleri o da duyuyor. Aydınlar, kendi bombalarını “ancak”la patlatıyor: “Ancak Fenerbahçe’den puan silinmesi gerekecek.”Aykut Kocaman soruyor:“Niye?”Aydınlar, mahkemeden önce yargıyı vermiş:“Maalesef yöneticileriniz şike yapmış!”Aykut Kocaman ne desin?“O zaman bizi küme düşürün”(Aydınlar, adaşıyla konuşurken iyi ki, ben duymamış da olabilirim, Aykut Kocaman için, “Aykut, Fenerbahçe’nin küme düşmesinin gerektiğini söyledi” dememiş)****“Play-offtan önce puan sileceğiz” hikâyesi…TFF’nin planladığı bu!Zaten Galatasaray da bu konuda bastırmıyor mu?Yani?Bu yıl da, play-off başlamadan, dedikleri olursa başlasa ne olacak başlamasa ne olacak, Galatasaray’ın şampiyonluğunu ilan etmek!Mehmet Ali Aydınlar’a “Aman bırakma, gitme!” diye gözyaşı dökenleri gün geçtikçe anlamak, gerçekten anlamayanlar için, daha da kolaylaşıyorTURGUT ÇELİK/ Mersin*** Rıdvan Dilmen’i dinlemek için bkz.:http://video.milliyet.com.tr/video-izle/Ridvan-Aydinlar-ile-olan-ozel-gorusmesini-anlatti-pmPD52cFLngM.html


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

B2, B3,B5 ve B6 vitaminleri… /a far off ”Beslenmenin Diyalektiği” (SIXTEEN)

Bugün sizlerle bizler için vazgeçilmez olan  ve tüketimine çok önem vermememiz gereken B2, B3, B5 ve B6 vitaminlerini paylaşacağım…B2 VİTAMİNİ: (Riboflamin)a far offB2 vitamini, bağırsaklarımızda bakterilerce az da olsa üretilen, karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasını destekleyen bir vitamindir.Katarakt oluşumuna, göz yorgunluğuna karşı yararlıdır. B2 vitamini saç ve tırnakların , deri dokusunun oksijen alımını ve de kanda alyuvarların oluşmasını destekler, deride kepeklenmeyi engeller. Migren ağrılarında, orak hücreli anemi tedavisinde, yanıklarda, alkolizmde etkili olabilmektedir….Eğer A vitamini ile birlikte kullanılırsa; solunum, dolaşım, sindirim ve boşaltım sistemlerinin mukozalarının sağlıklı olmalarına, mide ve karaciğer hastalıklarının iyileşmelerine katkıda bulunur…Eksikliğinde, hamilelikte fetusun gelişimini etkiler, ayrıca saç dökülmesi, ağız çevresinde çatlak ve kızarma, gözlerde yanma ve kaşıntı, ışığa karşı duyarlılık, katarakt oluşumu, kornea hasarı, öğrenme güçlüğü, uykusuzluk, ciltte kaşıntı, sindirim sorunları, kilo kaybı ve çocuklarda büyümenin yavaşlaması olarak kendini gösterir.Fazlalığı; idrar rengini değiştirme dışında, vücuttan çabuk atıldığı için toksit etki göstermez. B2 vitamini, bira mayası, malt hülasası, böbrek ve karaciğer başta olmak üzere, B1 vitamininin bulunduğu yukarıdaki diğer ürünlerde de bulunur.B3 VİTAMİNİ: (Niasin)B3 vitamini, hücrelerin oksijeni kullanabilmesi için gerekli vitamindir.B2 vitamini gibi, karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasını ve ayrıca midede gerekli asit üretimini destekler.Beyin ve belleğimizin işlerliğine, kan dolaşımının düzenliliğine, merkezi sinir sisteminin iyi çalışmasına, trigliserit ve kolestrolün düşmesine, derimizin sağlığına , son olarak da troit, insülin ve de cinsiyet hormonlarının(östrojen, progesteron, testesteron) sentezine katkı sağlar.Eksikliğinde, çok tehlikeli, ölümcül Pellegra hastalığı ortaya çıkabilir.Bu hastalık, mide-bağırsak sistemi bozukluğu, deprasyon, merkezi sinir sisteminde işlev bozuklukları, dermatit bozukluklar, cilt lezyonları olarak kendini gösterir.Belirtilerine çok dikkat edilmesi gereken bir hastalıktır.Diğer B3 vitamini eksiklikleri, bunama, uykusuzluk, kol ve bacaklarda ağrılar, sersemlik, baş ağrısı, kaslarda zayıflama, kan şekeri düşüklüğü, kolay yorulma ve sinirlenme, dilde yanma, diş etlerinde duyarlılık artışı, deride sertleşme ve ağızda koku olarak ortaya çıkar.Fazlalığı karaciğere zarar verebilir.Mide ülseri, Diyabet (Şeker hastalığı) gibi hastalıkları olumsuz yönde etkiliyebilir. Deride yanma, kaşıntı, kızarma, kollarda iğnelenme, kalp ritminde düzensizlik olarak da kendini gösterebilir…Doğal olarak, özellikle biramayası, kepek, mantar, karaciğer, sığır eti, patates, yer fıstığı ve  marulun yanısıra, B1, B2 vitaminlerinin bulunduğu yukarıdaki ürünlerde de bulunur.B5 VİTAMİNİ: (Pantotenik Asit) Doğada çok yaygın olarak çeşitli düzeylerde hayvansal ve bitkisel ürünlerin hücrelerinde bol miktarda bulunan vitamindir.İhtiyacimız olan düzeyde B5 vitamini temininde pek zorlanmayız.(Yeterki pişirirken ve  çiğ olarak tüketirken onları öldürmeyelim!..)B5 vitamini bir miktarda da bağırsaklarımızda ürer.Bu vitamin, metabolizma etkinlikleri için gerekli olan Koenzim A’ nın üretilmesini destekler, sindirim sisteminin işlevselliğine katkı sağlar.Antistres hormonu olarak da tanımlanmaktadır.İnsanın ruhsal yapısını olumlu etkiler. Böbreküstü bezlerini olumlu yönde etkileyip, steroid hormonlarının(kortizon)yapımına katkıda bulunur. Dolaylı olarak bu hormonların etkisiyle, cilt dokusunu güçlendirir, yaşlanmayı yavaşlatır.Kolestrolü dengelemede, kırmızı kan hücrelerinin yapımında gereklidir. D vitamininin vücudumuzda yapılmasını ve vücudun gelişimini destekler.Karaciğer sirozu’na, alkolizm’e, mide ülseri’ne, Romatoitartrit’e, yorgunluğa, kabızlığa, bazı yaraların iyileşmesine iyi gelir.Eksikliği, fiziki ve zihinsel yorgunluk, alerji, cilt sorunları, baş ağrısı, ellerde karıncalanma, artrit, kas spazm ve kramplarına, bulantıya, sinirsel sorunlara ve solunum sorunlarına neden olabilir.Fazlası vücuttan atılır, toksit değildir. Bazı kişilerde nadiren, ishal ve dişlerde duyarlılık yaratabilmektedir.Özellikle karaciğer, sığır eti, domuz eti, balık, tavuk, bira mayası, baklagiller, hububat, patates, mısır, mantar, kuru yemişler, sebzeler ve yumurta sarısında bulunur.B6 VİTAMİNİ:(Piridoksin) Vücutta birçok vitaminden daha fazla önem taşıyan, fizik ve zihin sağlığımızı doğrudan etkiliyen bir vitamindir.Sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarının çalışması için gerekli RNA ve DNA sentezine doğrudan katkı sağlar, damar sertliğinin ve kolestrol birikiminin önlenmesine, kanser bağışıklığına, böbrek taşlarının oluşumunun engellenmesine, genel bağışıklık sisteminin işlevini sürdürmesine katkı sağlar.Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında yer alır. Serotonin’ in (mutluluk hormonunun ) yapımını da etkiler.İlaç olarak; adet öncesi gerginlik, Karpal Tunel sendromu, gece oluşan bacak krampları, artrit ve bazı alerjilerin tedavisinde kullanılır (Yüksek düzeyde protein ağırlıklı beslenen kişilerde, B6′ya olan ihtiyaç fazlalaşır)!…Eksikliği nadiren(yukarıdaki durum gibi..) görülür. Ellerde titreme, uykusuzluk, unutkanlık, huysuzluk, huzursuzluk, ihtiyarlıktan değil, B6 vitamini eksikliğinden olabilir!…Ayrıca eksikliği,  böbrek taşı oluşumuna, deprasyon, anemi, merkezi sinir sistemi işleyişinde bozukluklara, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, kansızlık, işitme sorunları, iştahsızlık, baş dönmesi, ağız ve damakta enfeksiyon, ciltte soyulma ve yağlanma, akne, artrit, saç dökülmesi ve yukarıdaki yukarıdaki söz konusu süreçlerin olumsuzluğuna neden olabilmektedir.Fazlalığı ilaç olarak yüksek dozlarda, ileri yaşlarda bağışıklık sistemini güçlendirme ve sinirsel sorunların tedavisinde kullanılsa da, çok yüksek dozlarda uzun süreli alımlar, sinir sisteminde dönüşü olmayan sinir tahribatlarına yol açabilmektedir!…B6 vitamini, özellikle kepekli piriçte, bira mayasında, has buğday ununda, arpa, yulaf , soyada, muz, kavun ve  marul da, avakado, ıspanak, bezelyede ve de havuç, patates ve lahanada bulunur.Hayvansal  gıda olarak da, karaciğer, böbrek, tavuk, sığır eti, yumurta  da ve  ayrıca başta yer fıstığı olmak üzere kuruyemişlerde bulunur.(devam edecek)  


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Yaşamda insan

Açılıp azar azar, kıyıdan engine doğrudönüp bakmaz olur geriye insanoğlu
bilinmeyen denizdebüyütüp kendini hayâllerdeunutur kıyıyı
ilkin, küçük bir tohumdur topraktayeşerip boy atıncasığamaz olur kabınagüzelleşir, çiçeklenir sonra zamanlabir gurur bir gurur, varılamaz yanınakasırganın bilinmeyen sesiylekör bakınca gözlerine dünyasararıp, düşer dalından çiçekleri
kapatırken adımları yaşamayalnızlığına uyanır yanıbaşında…
(…ne oldum değil, ne olacağım!…)Hâdiye Kaptan
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su