Mart ayında hava trafiği yüzde ONE HUNDRED AND FIVE. arttı

Türkiye hava sahasından üstgeçiÅŸ yapan uçak trafiÄŸi DoÄŸu Akdeniz’de yaÅŸanan normalleÅŸmeye paralel olarak %a far off 2,7 artışla 22.288 oldu. ÜstgeçiÅŸ yapan uçak trafiÄŸi birlikte, 2012 Yılı Mart ayında hizmet verilen uçak sayısı toplamda 99.824 ‘e ulaÅŸtı.Mart 2012 itibariyle Türkiye Geneli Havalimanlarında, %a distant 13,2 artışla 4.766.093 iç hat yolcu, %a far off THIRTEEN artışla 3.508.718 dış hat yolcu trafiÄŸi gerçekleÅŸti ve direkt transit yolcu ile birlikte toplam yolcu sayısı 8.326.783 oldu. Mart Ayı’nda toplam yolcunun %a distant 41′i İstanbul Atatürk Havalimanından hizmet aldı.İlk üç aylık gerçekleÅŸmelere göre hizmet verilen toplam uçak trafiÄŸi 272.568, toplam yolcu trafiÄŸi ise 22.799.725 oldu.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Büyük Türk-Arap Turizm Buluşması

Büyük Türk-Arap Turizm Buluşması

04 Nisan, 2012 | 17:57

Bursa Valisi Şahabettin Harput, ”22 Nisan’da Arap ülkelerinin turizm bakanları ve turizm yetkilileri, seyahat acenteleri ve marcaları ile Türkiye’deki turizm yetkilileri, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın katılımıyla Bursa’da büyük bir turizm buluşması yapacağız” dedi.

Vali Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ile düzenlediği basın toplantısında, Bursa’nın son zamanlar turizm konusunda atılım başlattığını söyledi.Bu atılımın önemli bir basamağının ise 22 Nisan’da yapmayı planladıkları ”Büyük Türk-Arap Turizm Buluşması” olduğunu vurgulayan Harput, ”Arap Birliği Turizm Örgütü ile daha önce yaptığımız mutabakat sonucunda 2013 yılında Bursa, Arap alemi için ana destinasyon ilan edilmiş. 22 Nisan’da Arap ülkelerinin turizm bakanları ve turizm yetkilileri, seyahat acenteleri ve firmaları ile Türkiye’deki turizm yetkilileri, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın katılımıyla Bursa’da büyük bir turizm buluşması yapacağız” diye konuştu.Harput, Arap ülkeleri turizm bakanlarının toplu olarak Türkiye’de ilk defa bir araya geleceklerini belirterek, şunları söyledi:”Bu önemli bir olaydır. Elbette Bursa tesadüfi bir yer değildir. Arap ülkeleri ve Arap coğrafyası için Bursa’nın taşıdığı büyük zengin cazibe, onlar için burası olmazsa olmaz değerde ve önemde bir yer. Bursa’nın iklimi, sıcak ve soğuk suları, şelale ve gölleri, yeşil dokusu, taze meyve ve sebzeleri Uludağ’ı, tarihi zenginliği, derinliği ve aynı kültürü paylaşan güzellikleri Arap alemi için, bizim için önemli bir zenginlik olarak hepimizin üzerinde durduğu gerçekler. Bu gerçeklerin ışığında daha evvel yaptığımız protokol gereğince, 22 Nisan’da yapacağımız buluşmanın son hazırlıklarını gözden geçirmek üzere Suudi Arabistan’a gittik. Arap Birliği Turizm Örgütü Başkanı Dr. Bandar Bin Fahd Al-Fuheyd ile ayrıntılı olarak görüştük. İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Dr. Ahmet Tıktık ve yetkililerle de görüşme imkanı bulduk. Neticede programa son şeklini vermek üzere verimli bir görüşme yaptıktan sonra Bursa’ya döndük.”

Başbakan Erdoğan’ın katılımı

Valisi Harput, buluşmaya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacak olmasının toplantının daha büyük bir anlam ve önem kazanmasını sağladığını belirtti.Özellikle de Arap aleminde esen ”Arap Baharı” rüzgarlarında Türkiye’nin çok ciddi ağırlığının ve itibarının olduğunu anlatan Harput, ”Başbakanımızın böyle bir programa katılıyor olması, hem Bursa için büyük bir onur hem de Arap alemi üzerinde Bursa’nın daha iyi hissedilmesinde çok önemli bir etken olacaktır. Bizim için bu da çok önemlidir” ifadesini kullandı.Harput, 15 ülkenin bakan düzeyinde katılmasının kesinleşmek üzere olduğunu belirterek, şöyle devam etti:”Bu tür programlar genellikle 6 ay, 1 yıl önceden planlanır. Biz yaklaşık 2 aylık bir süre içerisinde yaptığımız planlamaya rağmen, bakan düzeyinde ciddi bir katılımın olmasını sağladık. Onun dışında, inşallah turizm sektöründe firma ve yetkililer düzeyinde ciddi bir katılımla gerçekleşecek. Bu işin Türkiye ayağında da Kültür ve Turizm Bakanlığımız, Bursa’mız ve Türkiye’de değişik illerimiz, Turizm kuruluşlarımız, müesseselerimiz, sağlık turizmiyle alakalı olanları dahil olmak üzere yer alacak. Büyükşehir Belediyemiz de Atatürk Kongre Kültür Merkezinde kurulacak fuarla ilgili hazırlıklarını yürütmektedir.”Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de Bursa’nın turizmde açılım yapması için gerçekten güzel bir organizasyon gerçekleştirildiğini belirtti. Altepe, şunları kaydetti:”22 Nisan’da Bursa’da gerçekten büyük bir zirve gerçekleşecek. Buluşmanın en güzel şekilde gerçekleşmesi, aksaklıkların yaşanmaması ve örnek teşkil etmesi, gelecek yıllarda da bunun sürdürülebilmesi ve geleneksel hale gelmesiyle ilgili olarak bunu fırsat olarak değerlendiriyoruz. Buluşmanın en güzel şekilde gerçekleşmesi için kurum ve kuruluşlarla çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.”

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.Başbakan Erdoğan, Bursa Valisi, Bursa Valisi Şahabettin Harput, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Şahabettin Harput, Türk Arap Turizm, Türk-Arap Turizm Buluşması, Türkiye turizm yetkilileri,


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Gazel. 10: Sevgililer günü

Ey sevgili biliyorsun bu gün çok özel bir gün
Aslında deliler için özel gün yok, o her günBu gün dünyaya geldin çok ağladın çok güldün
Kendin için bir işkence başkaları için ömürdün.Nice böyle günler kutladın çoğu meyhanede yalnız
El elde baş başta kaldın temkinli ama kafasız.Dağlara çıktın, isyan ettin, kimse seni dinlemedi
Anan çok ağladı senin için, dostlar hiç inlemediSokaklarda sürttün de, Ferhat sana acıyıp baktı
Şirin aldırmadı, bir köpek gelip yaranı tımarladı.Kalbin kaç kez durdu, uyandın o yarin sesiyle
Durup durup kudurdun , kıskançlık nefesiyle.Ey dai yeter, sesin kes, ağlaşma köpek misali
Sabırla beklersen, elhak görürsün o nazlı yari.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Yazdıkça çoğaldım, çoğaldıkça hüzne daldım

‘’Güzaltı’’ vardı buralarda bir zamanlar ‘’Tut şu hüznün yerini değiştir, yaz geçer’’ yazmıştı tanıtım alanına… Tuttum bende o zamandan beri, hüznün yerini değiştirip, yazıp durdum geçer belki diye…Yazdım, çizdim, değiştirdim durdum her bir anın yerini… Ben yazdım, değişir belki hüznüm de anımda dedim. Yaşananlar değişti, anlar değişti, kişiler değişti, belki ben değiştim ama hüzün değişmedi, hüznün yeri değişti…Yaşadığım yerin her bir karesi çizildi durdu içime. Kanardı çizilen resimler. Ben geçtim de buradan, o geçemedi bir türlü. İsyanıma denk geldi bazen, sevincime bazen de ama hep eksikliğe, yarımlığa, özleme, yaşayamamaya, vazgeçmeye, kabullenmeye, susmaya…Ne dağlarına sözüm geçti, ne de yollarına. Baktığım noktaya başka başka pencerelerden baktım, pencereyi kapadım ruhumla gördüm, yetti dedim, isyanıma perde ettim. Geçemedi tutturduğum inadım, vazgeçmedim, dinmedim, çağladım. Anlaşılmadım, dinlenmedim, kabul edilmedim bazen. ‘Sadece burada yaşayan bilir’ dedim, vazgeçtim anlatmaktan…Vazgeçişlerimin sesini dinledim, dindirdim susayışlarımı, belki dedim belki bir gün… Yazılamamış, söylenememiş boşluklar biriktirdim, kocaman denizlere attım…İçim susmadı, içim taşıyor taştıkça da yazıyorum hüznümün yeri değişsin diye…


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Tersine dünya; İnsan neyse o değildir

Sanki her şeyin tersi kıymetli… Olmadığın durum değerli ve özlenen…- Bekarsanız; evlenmek, çoluk çocuğa karışmak kutsal bir emir sanki size… Ödülü ise düzenli bir yaşam, ”düzgün” bir eştir… Çocuk olmasa başa çıkılmaz bir dert… Olsa gönüllü kölelik…- Evliyseniz; özgür olmak, hesap vermemek, dırdır çekmemek hayallerinizi süsler… Bu duyguların asıl adı, sorumluluktan kaçmak hatta çapkınlıktır… Neyse bu konu çetrefilli, yandan geçelim.- İşsizseniz; İş bulup çalışmak yaşamdaki tek amacınız olur… Kimseye muhtaç olmayacak bir gelir, işe yarama duygusu, toplumsal bir statü için çalışıyor olmak gerektiğine inanırsınız ve o güzelim anları kendinize zehir edersiniz… Siz etmeseniz başkaları zehir eder… Neye yarar toplumsal statü ve işe yarama duygusu hala anlamadım…- Çalışıyorsanız; bir saatlik işten kaçış bile kutsaldır… Hafta sonları, yıllık izin hatta çalışmadığını bir gün bile kıymetlidir… Kısacası çalıştığınız saatler yaşamadığınız, yaşadığınız saatler çalışmadığınız saatlerdir…‘’İşte ben buyum” diyemeden göçüp gitmek galiba insanın kaderi… Nereye varsan, neye ulaşsan, hangi düşüne kavuşsan, yeni yollar seriliveriyor önüne…Çalışıyorum şu an ve güzelim saatte… Konyaaltın’da bu saatlerinde bira içmeyi, ”etrafı” kesmeyi, çılgın düşüncelerle uğraşmayı çok özledim… Şu an önümdeki bilgisayarı camdan aşağı atmayı ve evrakları yırtmayı arzulayan düşüncelerime ”çüş” diyor


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Kalemim mi ben mi?

21.01.2012

KALEMİM Mİ BEN Mİ?Hayatta amacın yoksa, umutlarını yitirmişsen neredeyse durma noktasına gelirsin. Bir gün seni yakalar ve öylece donar kalırsın. Ben ne yapıyorum, nerdeyim deyip de düşündüğün olmuştur muhakkak. Peki nerdesin, kimsin, yanıtladın mı? Artık zaman geçti… Öyle aynalara bakıp zaman geçirmenin de sana faydası olmayacaktır.Peki konuya başka bir açıdan bakalım. Kendinle ilgilenmekten başka ne yaptın? Bugün ne kattın hayata? Çözüm arayan birine yardımcı olabildin mi ya da bir canlıya yemek verip onu sevindirdin mi? Hadi bir şey yapmadın, bir bitkiye su verip onun canlanmasını sağladın mı? Hiç olmadı “Ben de varım bu hayatta oh” diyebildin mi? Faydalı olduğunu damarlarında az da olsun hissetiysen insansın hala.Şimdi kendine dön tekrar. Yazıyor musun bu ara? Kalem paslanırsa sen de paslanırsın. Biliyorsun değil mi?  Kendi paslanma sürecini biraz olsun geciktirmiş olduğunu görüyorum. Ama ya kalemin o aynı mı? Ne de çok soru varmış kafanda?Öyleyse seç bakalım? Ne paslansın? Öyle bir pas olsun ki geriye iz kalsın… Hiç silinmesin. Sen paslanırsan çürüyüp gidersin, kalem paslanırsa yazmaz… Her ikisi de paslanırsa ne olur? Kalemim mi, ben mi? Hala soruyorsun kendine kendine… Duyar gibiyim… Kim kalsın, kim bitsin? Sonuç ne olursa olsun çok düşünme… Biten bitmiş zaten…Serenay ÖZTÜRK


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Çıldır’ın uçan atlı kızakları

Çıldır Gölü’nün üzeri, her yıl aralık sonuna doğru buz tutardı. Koca göl, bu kış erken gelen soğuk hava dalgasına direnemedi. Hava sıcaklığının 27 Kasım gecesi sıfırın altında 20 dereceye düşmesiyle buz tutmaya başladı. Geceler boyunca yine aslan gibi kükredi. Mehtapta göl manzarası seyretmek, buzların homurtusunu dinlemek isteyenler otomobillerine atlayıp göl kıyısına geldi. Yüzey tamamen donunca sandallar ve balıkçı motorlarına veda edildi. Atlı kızaklar koşuldu… Buzun kalınlığını denemek için gölün kıyılarında take a look at yarışları yapıldı.
Giderek buz kalınlığı EIGHTY santimetreye kadar ulaştı. Sezonun açıldığını Türkiye’ye ilan etmek isteyen göl halkı kameraların önünde otomobille gölü turladı. Ardından gölün balıkçıları kazma ve küreklerini omuzlarına attı. Önce korkarak, sonra güvenle buzların üstüne çıktı.. Sabahın erken saatlerinden itibaren buz üzerinde Eskimolar gibi delik açtılar. Bu deliklerden ağları bıraktılar.BALIK SAYISI CİNSİ AZALDIErtesi günlerde sarkıttıkları ağları çeken balıkçılar, büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Ağlara takılan balıkların ağırlığı bu yıl five kiloyu bile geçmedi. Buna neden olarak da Çıldır Gölü’ne 2007 yılında atılan İsrail sazanıydı. Vahşi bir tür olan bu sazan diğer balıkların yumurtalarını, yavrularını yiyor, kendilerine de hayat hakkı tanımıyordu.
Çıldır Belediye Başkanı Nurettin Aygün, göldeki lezzetiyle ünlü sarı balık olmak üzere çok sayıda türün kaybolduğunu söylüyor. Balık türlerini yeniden çoğaltmak için çare aranıyor. Ardahan Üniversitesi ile ortak düzenlenecek çalıştay ilk adım olacak. Bu çalıştay sonucunda ortaya çıkacak fikirler, projeler hayata geçirilecek. Hedef, Çıldır Gölü’ndeki balık cinsleri ve miktarını çoğaltmak.1,5 AY KALDI

Umutlarını turizme bağlayan yöre halkı, her mevsim ayrı bir güzelliği olan Çıldır Gölü’nün yeterince tanınmamasından şikayetçi. Nisanda buzları çözüldükten sonra da gölün ve çevresindeki doğanın farklı bir güzelliğe kavuştuğunu söylüyorlar. Çıldır, 124 kilometrekarelik alanıyla Doğu Anadolu Bölgesi’nde Van’dan sonra ikinci büyük göl. Van sodalı sularıyla çok az sayıda canlının yaşamasına izin verirken, Çıldır tatlı suyuyla pek çok canlıya yaşam sahası sunuyor.
Çıldır’ın çevresinde otel yok. Bu nedenle kışın turizm faaaliyeti günübirlik. Gölün buz tutan yüzeyinde atlı kızak turuna çıkanlar, Eskimolar gibi balık avlayanlar, doğal pistlerde buz pateni yapanlar, kendilerini şanslı sayıyor. Gölün kıyısındaki tek sosyal tesis Atalay Uzunkaya’ya ait balık restoranı. Meşhur sarı balığını tadanlar bu lezzeti asla unutamıyor.FOTOĞRAFÇILAR, AKŞAM GÜNEŞİNE BAYILIYOR

Haritaya baktığınızda Türkiye’nin bir ucunda gibi görünse de Çıldır Gölü’ne büyük kentlerden gelmek kolay. Ankara ve İstanbul uçak seferiyle Kars’a gelenler, Türkiye’nin Ermenistan sınırına yakın bir bölgede bulunan göle en geç bir saat içinde varıyor. Fotoğraf meraklılarının büyük ilgi gösterdiği Kısır ve Akbaba dağlarının arasındaki gölde gün batımı bir başka güzel. Günbatımında güzel bir kare fotoğraf yakalayabilmek için ünlü fotoğraf sanatçıları, adeta gölde kamp kuruyor.FESTİVAL EKSİK OLMUYOR

Buzun aynasıyla güzelleşen göl üzerinde her yıl birkaç competition ya da şenlik düzenleniyor. Ünlü sanatçıların film, ses sanatçıların klip çektiği Çıldır Gölü’ne, televizyon programcıları da büyük ilgi gösteriyor. Özellikle hafta sonlarında atlı kızak yarışmaları, buz hokeyi maçları, olta ile eskimo usulü balık avcılığına çıkanlar görüntüleniyor.DERİNLİĞİ FORTY TWO METREDeniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki gölün en derin noktası FORTY TWO metre. Birçok dere ve pınardan beslenen gölün tek çıkışı kuzey batısındaki Ermenistan sınırında bulunan Telek Çayı. Kuzeydoğusuna yakın yerlerde birçok ada oluşmuş. Bu adalardan biri de Kuş Adası. Karabatak, balıkçıl, tulumboğaz gibi türler burada barınıyor. Gölün doğu kıyıları, diğer kısımlara göre son derece girintili ve çıkıntılı. Akçakale Köyü ile Doğruyol Köyü arasında büyük bir koy göze çarpıyor. Bu koyların hemen ilerisinde ise Boy Adası, Büyükada ve Kuş Adası gibi küçük adalar görülüyor. Yöre halkı hayvancılık ve balıkçılıkla geçimini sağlıyor. Gölde, tatlı su kefali, sarı aynalı sazan, alabalık, şafak, karabalık ve ıstakoz avlanıyor. Bunlar göle 15 kilometre uzaklıktaki Çıldır ilçesinde, kilosu four – 10 TL’den satılıyor.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

İngilizler bu şehri çok sevdi, kralın ismini

Johannesburg’dan aktarma yaptık; minnacık bir uçakla yaklaşık iki saatlik iç hat uçuşla George’a vardık. Hava güzel, hatta İstanbul soğuğundan sonra FORTY dereceyi zorlayan termometre, bizim için çok fazla sıcak. Burası yaz! Güneş, aydınlık, ışık, içimiz açıldı, ruhumuz canlandı; burası bildiğimiz yaz!ÜLKENİN EN GÜVENLİ ŞEHİRLERİ ARASINDA

George, 1811 yılında kurulmuş. Bölgede faaliyet gösteren ve tüm dünyaya Güney Afrika’dan elde ettikleri keresteleri devil “Dutch East India Şirketi”, 18’inci Yüzyıl sonlarında, bir takım çalışanını bölgede çalışmaya ve yaşamaya mecbur etmiş. Birkaç sene sonra İngilizler ülkeye gelmiş, ülke bir İngiliz kolonisine dönüşmüş… İngilizler, George’ı görüp etkilenmiş, buranın önemli bir coğrafi konumu olabileceğine kanaat getirmiş. Yatırımlar başlamış, tren yolu yapılmış, okullar inşa edilmiş. George, şehir olmuş. İngiliz bir vali atanmış; şehrin ismi de İngiliz Kralı 3’üncü George’dan alınarak konmuş: George!
Ülkenin Westhern Cape bölgesinde, Trace Okyanusu ile Outeniqua Dağları arasındaki şehrin nüfusu, 2 HUNDRED bin civarında. Tüm bölgenin nüfusu ise, köylerle ve civar kasabalarla birlikte, 2 milyonu geçiyor. O kadar dağınık bir yerleşim, o kadar büyük bir arazi ki, sokaklarda yürürken “buralarda kimse yokmuş” gibi geliyor.
Halkın “beyaz”, “renkli” ve “siyah” olarak üçe ayrıldığı Güney Afrika’da, George genel olarak beyazların egemenliğinde bir şehir. Tüm nüfusun yüzde 10’u beyaz olmasına karşın, en zenginler onlar. Bankacılar, iş yeri ortakları, büyük arazilerin sahipleri, hep beyazlar.
Bu garip bir döngü; zenginlerin yaşadıkları yerler her yerde çok güzel ve huzurlu. Harika malikaneler, sonsuz alanlara kurulmuş golfing sahaları, lüks ötesi tatil köyleri mevcut. Meşhur ABBA şarkısının dediği gibi: “Always sunny within the wealthy men’s world!” Afrika’da bu daha da kendini gösteren bir durum; zenginlerin dünyasındaki güneş daha bir kendini hissetiriyor…
Zencilerin gettolarında fazla takılmadığınızda da, George son derece güvenli bir şehir. Irkçıymışım gibi algılanmak istemiyorum, ama oralarda vakit geçirince, renkler arasında ilişkinin olmadığını görüyor insan. Önce kabul etmesi imkansız, sonra üzücü, sonra sıradan geliyor bu durum. Ufak tefek gündelik ilişkiler dışında, zenciler da beyazlarla ilişki kurmuyor. Öyle Amerika’daki gibi renkler arası evlilikler, ilişkiler falan yok buralarda. Kotalarla değişmeye çalışan döngüde siyah yöwebicilere, politikacılara rastlansa da, gündelik hayatta sınırlar çok keskin. George şehrinde de bu kurallar değişmiyor, beyaz adam kendi alanında dolanıyor. Zaten küçücük merkez, birkaç saatte gezin, ne demeye çalıştığımı anlayacaksınız. Bu durumdan bira fazla rahatsız olunca da, kendinizi doğaya atacaksınız. Afrika; ver elini safari, plajlar, dağlar…BU TRENE MUTLAKA BİNMELİSİNİZ

Merkezde yarım gün turladım ben. George Müzesi’ni gördüm; özellikle gitmenize gerek yok, hatta boş verin. Tüm şehir merkezinde yürünecek üç cadde, gidilecek birkaç dükkan var sadece. Tek antikacısını bir çift işletiyor. Erkek Lübnanlı, karısı Güney Afrikalı. Türkiye’yi çok seven, çok zarif bir çift; harika şeyler satıyorlar. Dostlukları da çok hoş.
Hemen antikacının karşısındaki halıcı, Azeri. Çok güzel Türkçe konuşuyor, komik bir adam. Şehirde bir alışveriş merkezi, cumartesi günleri kurulan yerel pazar, bir de mutlaka görülmesi gereken “Trenyolu Müzesi” var. Eski lokomotifler, trenlerde kullanılan tabak-çatal, perdeler, telefonlar, lambalar… Müzenin arka tarafında eski otomobiller de sergileniyor. Ben iki saat kaldım içeride, ekip çekiştirmese kolay kolay çıkamazdım. İlle de tarihi bir şeyler daha görmek isterseniz, George’un en eski yapısı, 1825 yılında inşa edilmiş bir kilise. Bundan başka birkaç eski yapı daha var; o kadar.
Asıl şehir dışı çok cazip. Üç-dört günü ayırmak lazım. Hele mevsimin şu anda yaz olduğunu, hava sıcaklığının 30 dereceden fazla, ama nemsiz yumuşak bir sıcaklığın sizi sardığını düşünecek olursanız, hiç dönmek istemeyişimi anlayabilirsiniz sanırım. Aslında oranın kışında da, sıcaklık ortalaması 20 derece civarında, gene gezmek için çok uygun.
George ve Hartenbog arasında yapılan bir tren yolculuğu var, ki dünyanın en özellikli tren yolculuklarından biri olarak gösteriliyor. Yol, zamanında çok büyük para ve emek harcanarak yapılmış. Dağlar, engin manzaralar, görkemli tüneller… Tren yolu, 1993’te koruma altına alınmış. “Bu dünyada ölmeden önce mutlaka bir kere görün” listelerinde yer alan bir yolculuk bu. Ucuna kadar gittim, manzaraların araba yolundan görülebilecek bir kısmını hafızama kazıdım; ama ne yazık ki vakitler uymadı, trene binemedim…LIGHT SAFARİNİN EN GÜZEL HAYVANLARI ZÜRAFALARDI

Golf tutkunları için, George tam bir başşehir. Zorluk dereceleri değişen sayısız saha var. Gezimde denk geldiğim Volvo Dünya Şampiyonası’nın bir kısmını seyrettim. Türkiye’den de katılan yarışmacılar vardı. Hatta gaza gelip Alman hocadan bir saat ders bile aldım. “Golf sahaları çevreci mi, değil mi” tartışmasına da kafamda net bir cevap buldum: Buralarda golfing sahaları olmasa, binalar dikilmiş olacaktı; bu kadar yeşil alan, içime huzur doldurmayacaktı!
Golften sonra gözüm gene dağlara kaydı. Güney Afrika’da, aslında tüm Afrika’da olduğu gibi, safari yapmak en baş zorunluluk. Bir gezgin ve gezi yazarı ve de gezi programcısı olarak benim en sevmediğim aktivite de bu ne yazık ki. Yarım günden bir haftaya kadar uzayan safari turları var. Sırf adet yerini bulsun diye, en “light” olanına katıldım; sadece yarım gün sürenine. Hani, neredeyse, hayvanat bahçesinin demir parmaklıksız olanının içinde jiplerle dolandım. En güzel hayvanlar, tartışmasız zürafalar. Aslanlar, antiloplar, gergedanlar falan ortalarda dolaşıyor. Tamam, birkaç saat açık hava; dağlar, yeşillik, göller, kuşlar; ama adını koyamadığım bir sinir durum beni çok rahatsız ediyor. Hele sonunda sergilenen kötü danslar ve yüzlerini boyamış siyah dansçılar yok mu, dönüp bakamıyorum bile. Ben öyle doğa adamı falan değilim, ama temiz havada, şehirden uzakta da çok mutlu olurum. Bu safari olayında canımı sıkan durum nedir, hiç anlayamıyorum…VÜCUT SÖRFÜ MERKEZİ VICTORIA KÖRFEZİ

George’da görülecek yerleri tamamlayınca, otomobil kiralayıp yollara düştüm. Sağdan direksiyon; ilk dakikalarda insanın bütün dengesi alt üst oluyor. Vites, sinyal, silecekler; kullanırken dönüş kuralları… Neyse, becerdim. George şehrinden sekiz kilometre mesafedeki Victoria Körfezi’ne vardım. Kentin en güzel plajları burada. Körfezin çevresi küçük otel ve pansiyonlarla dolu. Hatta ailelerin evlerinde bir oda bile kiralamak mümkün.
Victoria Körfezi’nin en büyük eğlencesi, vücut sörfü yapmak. Azgın dalgalara kendini kaptırıyor herkes. Avrupa’dan tatile gelenler, buraya yerleşmiş olan yabancılar, her renkten Afrikalılar, aynı anda aynı dalgalarla coşuyor.
Hint Okyanusu, bizim denizler gibi “gireyim yüzeyim, biraz serinleyeyim” denizlerinden değil. Adı üstünde: Okyanus! Azgın, hareketli, sesli. Çılgın şeyler yapma isteği uyandırıyor insanda: Uçayım, bağırayım, kanatlanayım! Hepsini yaptım. Çok rahatlatıcı olduğunu hatırlatmak isterim…JOHANNESBURG’DA DOLMASIYLA MEŞHUR BİR ASSOLİST

George şehrinden en son bir de botanik bahçesini gördükten sonra, ayrılmaya karar verdim. Aslında bir gün daha kalıp trene binebilirdim; ama “git” geldi. Johannesburg uçağına atladım, burada yaşadığını öğrenip telefonla randevu aldığım eski assolistlerden Yüksel Uzel’in kapısını çaldım.
Müthiş bir ev: Tavus kuşları, kaplumbağalar, kediler, köpekler… Ortada kocaman bir havuzun olduğu çok dinlendirici bir ortam.
Yüksel Hanım, evinin iki odasını kiraya veriyor. “Oda” dediysem, sanırım her biri 70’er metrekare, banyolu, özel verandalı daireler. Tüm “oda”lar, aynı salona açılıyor. O salonda da Yüksel Uzel tüm hayatını sergilemiş. Duvarlar, büfeler, raflar; Türkiye’den gitme bir assolistin anılarını anlatıyor.
Elleriyle çok lezzetli Türk yemekleri yapıp yediriyor. Hem de tam en sevdiğim türden, eski usül, “hadi çocuğum, bak hakiki kemik kaynatıp onun suyuyla pişirdim, biraz daha ye n’olur”larla… Yüksel Uzel’in sütlacı, zeytinyağlı taze fasülyesi, biber dolması çok meşhur. Ortada bolca yardımcı var, “gak” desem kahve, “guk” desem su durumu…
Benim “light Afrika” gezisi, bu evde son buldu. Macera seven ruhum, araştıran kişiliğim rafa kalktı. Her tür dış dünya ilişkisinden soyutladım kendimi. Üç gün, ufak tefek marketplace turlarını saymazsak, sokağa adım atmadık. Ve Yüksel Uzel’in yemeklerine de, sohbetine de doyamadık. Gazinolar, eski insanlar, Güney Afrika; konular bitmedi. Ajda Pekkan’a zamanında anlattığı fıkraya göbeğimiz çatlayana kadar güldük, hastalık zamanlarını dinlerken neredeyse ağladık. Tatlı mı tatlı torunuyla oynadık, kaplumbağaları yemekte artan salatalarla besledik. Hayranlarının onun için hazırladıkları kitabı okuduk, biraz güneşlenip ayak masajı yaptırttık. Her sıkıldığımızda tropik meyvelerden atıştırdık. Hepimiz böyle bir ara zaman istemişiz meğer; bu gezinin tadına doyamadık..


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Muhteşem manzaraları, otantik mutfağı

Murat Ergin (30), ODTÜ’den mezun, inşaat mühendisi. Son dört yıldır Romanya’nın başkenti Bükreş’te yaşıyordu. 2011 Ekimi’nde Türkiye’ye kesin dönüş yaptı, İstanbul’a yerleşti. Şu anda VİRAMER Mühendislik ve İnşaat Şirketi’nde deprem güçlendirme çalışmaları yapıyor. Aynı zamanda lisanslı dalgıç, yelkencilikle ve sualtı fotoğrafçılığıyla ilgileniyor. Fırsat buldukça seyahate çıkıyor. “Değişik coğrafyaları görmek, kültürleri keşfetmek, insanları tanımaktan hoşlanıyorum” diyor.Ergin, özellikle üniversite yıllarında Türkiye’de Kuzey Ege’den, Hatay’a kadar pek çok noktada tüplü dalış yaptı, tekneyle kıyıları gezdi. Yurtdışında ise Londra, Liverpool, Edinburgh, Manchester, Leeds gibi İngiltere’nin büyük şehirlerini, İskoçya’da Edinbrugh, Glasgow, ayrıca Slovenya, Hırvatistan, Hollanda ve İtalya’nın bazı şehirlerini, Amerika’da ise Las Vegas, Los Angeles, San Francisco, San Diego, New York, Norfolk ve Washington’u gördü.KIŞ SPORLARI İÇİN İDAEAL

Romanya’nın orta bölgesinde, Karpat dağları içerisine kurulmuş küçük, şirin bir kasaba olan Sinaia’ya (Sinaya okunuyor) 2009 ve 2010 yıllarında şubat ayında gitti. “Bu kasaba adını Mısır’daki Sinaia Dağı’nın isminden esinlenerek 17’nci yüzyılda yapılmış Sinaia Manastırı’ndan almış. Eskiden Rumen kralları ve ünlü /_np/4751/15784751.jpgbesteciler yaz aylarını bu bölgede geçirirlermiş. Şimdilerde ise güzel evlerin ve vilların bulunduğu cazip bir dinlenme bölgesi Sinaia. Bucegi Tabiat Alanı içerisinde bulunan Sinaia, sahip olduğu doğal güzellikler ile hem doğa sporları yapmak isteyenler hem de gezerek iyi vakit geçirmek isteyenler için cazip bir turizm bölgesi” diyor ve Sinaia’da yapılacak etkinlikleri şöyle anlatıyor:“Kasaba dağlık bölgede ve yeşillikler içerisinde olduğu için kış aylarında kayak en çok tercih edilen etkinlik. Sinaia’da ve buraya 30-40 kilometre uzaklıktaki Predeal ve Brasov bölgelerinde, Romanya’nın en önemli ve büyük kayak merkezleri bulunuyor. Bunun dışında kasabada kayakla gezi, yürüyüş, cip turları, teleferikle gezinti en çok tercih edilen etkinlikler. Dağlık yapı ve muhteşem doğa manzaraları Sinaia ve bol virajlı çevre yollarını motosikletçiler için de cazip bir rota haline getirmiş. Kasaba çevresinde gezilebilecek etkileyici yapılar ise Sinaia Manastırı, Peleş Kalesi ve Müzesi, Bucegi Müzesi.”Ergin, Sinaia’da gece hayatının da oldukça renkli olduğunu söylüyor: “Romanya’daki çoğu şehir gibi güzel vakit geçirilebilecek bar ve kulüpler var. Özellikle hafta sonları canlı müzikli eğlenceler katılmaya değer.”FETASCA NEAGRA ŞARABINI TADINRumen mutfağıyla ilgili ise şunları söylüyor:“Geleneksel Rumen yemeklerini, güzel ve otantik restoranlarda veya köylülerin işlettiği daha mütevazı yerlerde tadabilirsiniz. Kahvaltı ve öğle yemeklerinde tüketilen, yağda kızartılmış kaşar peynirinden hazırlanan kaşkaval ayrıca mısır unundan yapılan püreye benzer bir yemek olan mamaliga’dan tatmalarını öneririm. Rumen kültürünün Türklere olan yakınlığını bu tip küçük kasabalarda yediğiniz yemeklerden anlayabileceğinizi söyleyebiliriz. Bu arada kuzey bölgelerine doğru gidildikçe lezzeti artan şaraplardan tatlı olan Rumen şarabı Fetasca Neagra’yı denemenizi öneririm.
Peki konaklama seçenekleri nasıl: “Kasaba içinde ve tepe bölgelerde her bütçeye uygun 4-6 kişinin kalabileceği kiralık eski tip villalar ve oteller bulunuyor…”Ergin, Sinaia’ya gideceklere şu önerilerde bulunuyor: “Rumen, Doğu Avrupa kültürünü tanımak, doğayı keşfetmek ve kış sporlarını bir arada yapmak isteyenlere en az bir haftalarını bu kasabaya ve çevresindeki güzelliklere ayırmalarını tavsiye ederim. Ayrıca Peleş Kalesi’ni mutlaka görsünler. Serin dağ havası ve güzel manzaralar için bile bu kasaba ziyaret edilmesi gereken bir yer.”MANZARA HARİKA VİRAJLARA DİKKAT

Sinaia’ya karayoluyla 2 saat uzaklıktaki Romanya’nın başkenti Bükreş’ten otobüs ve trenle ulaşabilirsiniz. Ama otomobil kiralayarak bölgeye seyahat edersiniz, çevreyi istediğiniz gibi gezebilir, güzel manzaralarda durup fotoğraf çekebilirsiniz. Ayrıca meraklılarının çok uzaklardan sırf bu yollarda otomobil kullanmak için geldiğini belirtmek isterim. Biz otomobille giderken yoldaki manzaraların güzelliklerine dalıp tehlikeli anlar yaşamıştık. Bu nedenle otomobille gidecek olanları, virajlı yollarda dikkatli olmaları konusunda uyaralım.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Okyanus kıyısındaki hindistancevizi bahçesi

Gece yarısı İstanbul’dan kalkan bir uçakla aynı gün öğle saatlerinde Trace anakarasının en güney ucunda tropikal bir kasaba olan Kovalam’a ulaşmak mümkün… Sadece yola çıkmak için hazır olun gerisi teferruat…
Kış ortasında, Türkiye’dekinden çok daha ucuz bir yaz tatili yapmak istiyorsanız Güney Hindistan sahil şeridi inanılmaz fırsatlar sunuyor.
“Güneyin cenneti” Kovalam, Kerala Eyaleti’nin başkenti Thiruvananthapuram’a bağlı ufak ve şirin bir kasaba. İsmi hindistancevizi bahçesi anlamına geliyor. Kumsalları tertemiz, bembeyaz. Hemen ardında palmiye ve hindistan cevizi ağaçları denize doğru bir örtü gibi uzanıyor. Sahilleri nedeniyle dünyanın dört bir yanından turist çekmesine karşın Türkiye’de pek tanınmıyor.
Kovalam, başkentin THIRTEEN kilometre güneyinde. Türkiye’nin soğuk hava dalgası, kar, buzla boğuştuğu şu günlerde burada hava sıcak, deniz sakin. Hava sıcaklığı gece 23, gündüz 30 derece civarında. “İşte tam da olmak istediğim yerdeyim” diyorsunuz. Akşam sahildeki kafeler masalarını, sandalyelerini kumsala yayıyor. Gün batımında soğuk biralar yudumlanırken akşamın hafif serinliği, kumun getirdiği ılık havayla yumuşayıp insanın içini ısıtıyor.ÜÇ MEŞHUR PLAJ

Kovalam’ın üç meşhur plajı var. Bunların hepsi de hilal biçiminde ve yüksek kayalıklarla birbirinden ayrılıyor. En popüleri, en güneydeki Lighthouse Seaside (Deniz Feneri Plajı). Konaklayacağınız oteli bu koydan seçerseniz kumsal dimension özel plaja dönüşüyor. Halkın bu plaja girmesi neredeyse imkansız. Plaj ismini kayalık bir burun üzerindeki eski Vizhinjam Deniz Feneri’nden almış.
Hawah ya da Hawa sahili, günün erken saatlerinde, açık denizden dönen balıkçıların karaya ayak basmasıyla şenleniyor. Ağlardan çıkan taze balıkların çoğunu oteller, restoranlar kapışıyor. Akşam sofralar bu balıklarla kuruluyor. Yüksek bir kaya üzerine çıkıp karşıdaki buruna kadar uzanan koyu seyre koyulduğunuzda, manzara daha da etkileyici bir hal alıyor. Hele mehtaplı bir geceyse, zaman adeta duruveriyor. Doğanın sihirli fırçasıyla boyadığı olağanüstü bir tabloya tanık oluyorsunuz.
Hint Okyanusu’nun azgın dalgalarının dövdüğü Samudra Sahili, yüzlerce metre uzunlukta. Sığ sularında güven içinde yüzebiliyorsunuz. Palmiye ağaçlarıyla kaplı dik burundan aşağıya indiğinizde mağazaların sıralandığı bir çarşı çıkıyor karşınıza. Burada her türlü mal ve hizmeti bulmak mümkün.AYURVEDİK TATİL KÖYLERİ

Kovalam’ı popüler yapan en önemli etkenlerden biri de dünyaca meşhur Ayurvedik masaj ve terapi uygulamaları. Bunun için özel hazırlanmış tatil köyleri bulunuyor. Kasabada turistlere yönelik pek çok yoga okulu açılmış.
Kovalam’ın turizm sezonu eylülde başlıyor, mayısa kadar sürüyor. Sonrası tropik yağmurlar, boğucu bir sıcaklık. Kış günlerinde sıcak bir tatil yapmak isteyenler çok geç kalmadan Kovalam’ın yolunu tutsunlar…YOKSUL BALIKÇI KÖYÜNÜN GÖRKEMLİ TAPINAKLARI

Balıkçı köyü Vizhinjam, Kovalam’ın 3 kilometre kadar güneyinde. Sahilden ilerleyen bir yoldan yürüyerek varılıyor. Bu köyde hemen hemen herkes balıkçılıkla uğraşıyor. Açık denize karşı kurulmuş olan köy bir mendirekle iç liman haline çevrilmiş. Köyün tozlu topraklı yollarında ilerlerken bazı görüntüler ilgimizi çekiyor. Vizhinjam halkı Müslüman, Hıristiyan ve Hindulardan oluşmakta. Birbirlerine nazire yaparcasına büyük kiliseler, camiler ve Hindu tapınakları inşa etmişler. Bu kadar fakirlik içerisinde yaşayan bir köyde bu inşaatlar için finansman nasıl bulunuyor, bunu anlamak mümkün değil.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su