Nedir bu

Ey!Deniz mavisi düşleriminİmkânsızıDuygularımdaKıyametler kopuyorÖnce             Yanan yüreğime Seriyorsun serin rüzgarlarınıSonra yok oluyorsunNedir buBoyun borcun mu?


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Damacana Su Bayiliği Alın :
1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız:
1- Akdamla Su 2- Damak Su 3- Uludağ Su
Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46

- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler -

-- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al

Sessiz, sevdasız ve sevgisiz…

Belki anlatamadığım bir his…Belkide hiç anlatılamıyacak öylece yarm kalan;SESSİZ, SEVDASIZ VE SEVGİSİZ…Sana kızamıyorum…Belki de kızıyorum…Gene öylece….SESSİZ, SEVDASIZ VE SEVGİSİZ… Belki de samimiyeti, güvenmeyi yanlış zamanda, yanlış insanda aramanın çaresiz bir anlatılışıdır…Bu dökülenler…SESSİZ, SEVDASIZ VE SEVGİSİZ… Şimdi yazdığım her cümle …Ağlıyor…Düştüğüm bu kaçıncı boşluk…Ama bu sefer ki gerçekten…SESSİZ, SEVDASIZ VE SEVGİSİZ… Uzayıp giden yolların özlemi kaldı şimdi yüreğimde….Bu kendimin bile zor inanmaya çalıştığı…Uzak bir ufuk çizgisinde başlayan,Bir umudun yine oracıkta…Öylece..SESSİZ,SEVDASIZ VE SEVGİSİZ… Tükenişiydi…Öylece başlamıştı…SESSİZ, SEVDASIZ VE SEVGİSİZ… Öylece BİTTİ…


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Rabbi lâ tezerhu ferden

 Kanırtıp başını uzatan yüreğindenAcıtıyor olmalı canınıBu gece vaktiDaha önce hiç bilmediğin bir dilden —Rabbi lâ tezerhu ferden —Hüzünler iliştiriyor olmalıKıyılarına uykularınınEn tatlı yerinde keskin bir sızıYürek sancılarıyla uyandıran —Rabbi lâ tezerhu ferden —Kanter içinde susamış dudaklarındaEkşimiş izi umulmadık acınınYakıyor olmalı göğsünden yukarıGerisinde dilinin durmaksızın büyüyen —Rabbi lâ tezerhu ferden —Pencerenin kıyısında terlemiş saçlarınUzuyor olmalı karanlığa gözlerinOlmayacak bir dua kurumuş dudaklarındaBir mucize olsa ve çıkıp gelse(m)n —Rabbi lâ tezerhu ferden —Hisseder yüreğim inler derindenÇekilir kanım çekilir gibiZemherinin ortasında ayaz gecedenVe bir dua düşer dilimden geceye —Rabbi lâ tezerhu ferden! —ElçiNSevgİ / 2011 Ankara


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Tarihi ters çeviren yazılar/İyilik ve doğruluk yaşamı sıkıcı hale getiriyor

  —Sizler hayatı bilmiyorsunuz; öğrenmek istiyorsanız Kerim Korkut’u okuyacaksınız. Yazılarımızla tanışmamış insanlara gerçekten üzülüyorum—Not: Bu söz bir uyarıdır: asla büyüklenme, benliklenme amacıyla söylenmemiştir.İyilik olmasın demiyoruz, doğruluk olmasın demiyoruz; iyilik ve doğruluk hayata hâkim olmasın diyoruz. Çünkü eğer böyle olursa ayaklarımızda ayakkabılarımız oluyor ama topuğunda lambası yanmıyor.İyilik ve doğruluk tutkuyu kabul ediyor mu? Hayır, bin kere hayır. Tutkulu insana isim bile takmış: “Şehvet kurbanı Şevket!” İhtiras kurbanları diyor, nefsinize hâkim olun diyor; bize hayatı zehir ediyor.Arzu tehlikeli, estetik ayıp, güzel zararlı, zevk alçaltır, keyif eşekte olur… Söyleyin hayat dediğiniz şeyden geriye ne kaldı?“Bunlar iyilik ve doğruluğun içinde var, iyilik ve doğruluk bunları reddetmiyor; sadece daha mantıklı davranmamızı istiyor” diyorsanız hayatını iyilik ve doğruluk üzerine kuran insanlara bakınız. Onlar mutlu olabilirler ama mutluluklarının içinde saydığımız argümanlar yoktur. Mutluluk manyak bir anlayıştır. Mutluluk denilen arı cennet bahçeleri dururken deve dikeninden bal yapmaya çalışır.Aslında bildiğimiz haliyle, yani bugünkü şekliyle iyilik ve doğruluğun sorgulanması gerek. Bizlere mutluluk ve zevk veren güzel olarak bildiğimiz her şeye kulp takan, yasaklayan, sınırlayan ve faillerini hatalı, yanlış hatta suçlu ilan eden,  manifesto ve fetvalarla insanlar üzerinde ağır baskı oluşturan günümüz iyilik ve doğruluk rejimlerini ben Kerim Korkut olarak reddediyorum.İddialarımın ispatı ortadadır. İyilik ve doğruluk Tanrısı ve onun sadık kulları örneğin Türkiye’de insanların üçte birini yaptıklarıyla beraber çöpe atıyorlar. Sanatçı kötüdür, şarkıcı kötüdür, dansöz kötüdür, artist kötüdür, pavyon kötüdür, bar kötüdür, web kafe kötüdür, umum ev kötüdür, deniz plaj kötüdür, futbol kötüdür, at yarışı kötüdür,kahve kötüdür,dondurma kötüdür, kurt çakal köpek kötüdür,gezmek eğlenmek kötüdür konuşmak kötüdür,para harcamak kötüdür,…………. daha onlarca… Peki bir de iyilik ve doğruluk Tanrısının iyilik olarak kabul ettiği şeylere bakalım. Okul iyidir, cami iyidir, piknik iyidir, ibadet iyidir,park iyidir, çocuk aile iyidir, bulgur pilavı iyidir, öğretmen iyidir, müdür vali kaymakam iyidir, güreş iyidir, koyun inek tavuk iyidir, çalışmak iyidir, susmak iyidir, tutumluluk iyidir,………..…Aptal değiliz ya. Madem kötü, kaldırıp atalım hayatımızdan o zaman. Atsana laaannn! Serseri manyak! Kötü diyorsan niye katlanıyorsun! Vallahi billahi destekleyeceğim seni! Bu ülkede kötü olarak bilinen ne varsa kaldıralım! Yasaklayalım! Yemedi değil mi! Kötü dediklerini attığımız zaman cascavlak kalırsın ortada! Hayat diye bir şey olmaz. Peki, insanlarımızın bir kısmı niye böyle davranıyorlar! Kötülere maske lazım; o nedenle!


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Bugün bir mektup yazdım sana

Bugün bir mektup yazdım sanaKelimeler üzerime yıkılırcasına – bir deprem gibi –Soğuğunu hissettim ölümünHalbuki bir umut gibi bekliyordum günbegünKıyasıya bir kavganın ortasındaBir bedenden başka bir bedene geçerkenYa da uçurumun kenarında Tanrı’ya isyan ederkenHep sen geliyordun aklıma
Sana bugün bir mektup yazdımAdres satırlarına “Sokak Kadınlarına” diye yazıp postaladığım!Aşk ile başlayıp yarım yamalak,Anlamsız kelime yığıntıları birikmiş,Birkaç biranın da etkisiyle zırvaladığım,Çalakalem bir mektuptu bu!
Sarı bir sonbahardı bu mektup.Âşıklar bilir; “ Ne zamanki sonbahar düşse kentin çehresine, vakit ayrılıktır.”Halbuki romantizmdir yağmurun altında ıslanmak!Yaprağın düşüşüne inat resmedilir, onca açık sarının ve yeşilin tonları…Yağlı boya bir tablo gibidir SonbaharVe ayrılığı değil, aşkı temsil etmelidir inadına!
Yirmiden sonra saymadığın bir yaştayım şimdi.Bilmediğimden değilİstemediğimden saymadığım.Kahpe bir aşkın uğruna harcadığım ömrümünGururlu yenilgisiyle yaşıyorum diye devam ettiğim bir mektup.Gözlerimde umudun pırıltısı,Gözlerimde aşkın buğusuBiliyor musun? “Ben hala seni seviyorum.”Ne kadar da saçma hâlbukiSiyah çarşafların üzerindeBeyaz insan artıklarının(!) dolaştığı bir yatakta yakalamıştım seniO haldeyken sana âşıkO haldeyken sana tutkun!
Sokaklarda haybeye aşındırırken kaldırım taşlarınıNereden bulduysam bir kâğıt parçasıBir aşk parçasıBir umut parçasıTek bir cümle yıpranmamıştı,Onca ayak eziğineOnca rüzgâr savruğunaOnca yağmur damlasına“Seni Seviyorum” diyordu sahibine.İşte o zaman toparladım kendimiVe bir mektup yazdım sana.Aşk ile başlayıp yarım yamalak,Anlamsız kelime yığıntıları birikmiş,Birkaç biranın da etkisiyle zırvaladığım,Çalakalem bir mektuptu bu!
Yusuf Sezgin AYBEY/ Bugün Bir Mektup Yazdım Sana


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

İstanbul Turizm Ödülleri’ni kazananlar belli oldu

Bu yıl üçüncüsü verilecek olan İstanbul Turizm Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. Deneyimli turizmcilerden oluşturulan seçici kurul tarafından belirlenen isimler şöyle:Etkinlik Ödülü: Doç. Dr. A. Haluk Dursun.
Beş yıldır süren Ayasofya gezi konferansları, Sıbyan Mektebinde çocuklara Ayasofya Müzesini anlattığı çalışması, 17 yıldır çıkarılamayan “Müze Dergisi”ni yeniden çıkarması, Haliç ve Boğaziçi Sunumları, İstanbul eksenli kültür tarihçiliği alanında yaptığı çeşitli çalışmalar ve Ayasofya Müzesindeki restorasyon çalışmalarından dolayı İtalya tarafından verilen “Rotondi 2010 Sanat Kurtarıcıları Ödülü” nedeniyle ödüle layık görüldü.Özel Ödül: Dr. Sedat Bornovali:
İtalyanca ve İngilizce turizm rehberi olarak birçok önemli kişiye yaptığı başarılı rehberliğinden, İtalyan Cumhuriyeti Liyakat Nişanı almasından ve kültür turizminde iyi rehberlik vurgusunu öne çıkardığı için ödüle layık görüldü.Onur Ödülü: Kadir Topbaş
Sütlüce Kongre Merkezi ve İstanbul Kongre Merkezi gibi İstanbul’un dünyada önemli bir kongre merkezi olması yolunda çok önemli olan projelere imza atması, kendi alanında Dünya Başkanı olması (UCLG Başkanı seçilmesi), İstanbul için yaptığı tüm çalışmalar ile İstanbul turizmine dolaylı ve dolaysız katkılarından dolayı.Ödüller 3 Aralık Cumartesi günü Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılacağı ödül töreniyle sahiplerini bulacak.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Haji-Ioannou, EasyJet’i Thomas Cook’a benzetti

TurizmdeBuSabah.comStelios Haji-Ioannou ile EasyJet yönetimi arasındaki soğuk savaş sürüyor. EasyJet’in yüzde 37.4′ünü elinde bulunduran Haji-Ioannaou, Şubat ayında gerçekleştirilecek olan genel kurul öncesi şirket hissedarlarına gerçekleştirdiği detaylı sunumda EasyJet’in durumunu sıkıntılı bir süreçten geçen Thomas Cook’a benzetti.Travelweekly’de yayınlanan habere göre, şirket hissedarlarına yeni bir sunum ile seslenen Haji-Ioannou, EasyJet yönetiminin yaptığı hataları sıraladı.Airbus’a 15 yeni uçak filosu için verilen 713 milyon Pound’luk siparişi eleştirilerinin merkezine oturtan Haji-Ioannou, EasyJet’in CEO’su Carolyn McCall’in şirketin kimliğini değiştirmeye çalıştığını ve bir “tatil havayoluna” çevirmeyi amaçladığını iddia etti. Haji-Ioannou, EasyJet’in günlük uçuşlar yapan bir şirket yerine yaz döneminde 2-3 aylık döneme ve tatilci potansiyeline odaklanan constitution havayolu hüvviyetine dönüştürülme yolunda olduğunu söyledi.


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

OD’unda yanmak

“Ben ağlarım yane yaneAşk boyadı beni kaneNe âkilem ne divanGel gör beni aşk neyledi”13. yüzyıl ortalarında Anadolu coğrafyası, Anadolu Selçuklu Devletinin dağıldığı, Moğol saldırılarıyla halkın hırpalandığı, irili-ufaklı Türk Beyliklerinin ortaya çıktığı ve Osmanlı Devletinin kuruluşunun yaklaştığı zorlu bir dönem geçirmektedir.Bu dönemde; savaşlar ve istilâlar yüzünden yokluk, yıkım ve açlık içinde kıvranan coğrafyanın ve Anadolu halkının tek zenginlik kaynağı Anadolu Erenleridir.İskender Pala da son kitabı “OD – Bir Yunus Romanı”nda bunlardan birinin Yunus Emre’nin hayatını, birkaç ağızdan birden anlatıyor.Yunus kendi halinde bir Anadolu köylüsü iken, hayatı köyünün “çekik gözlerin” saldırısına uğrayıp yağmalanması ve küçük oğlunun ölümü ile alt-üst olur. Karısı, hayatta kalan tek oğlu ve saldırıdan kurtulan diğer köylülerle yollara düşer ve daha güvenli olduğuna inandığı topraklarda kendine bir yurt kurar. Ne çare ki; burada da açlık, yoksulluk ve ölüm peşini bırakmaz. Çok sevdiği karısı Sitare burada ölür, oğlu bir saldırı sonrasında kaybolur. O ise bir avuç buğday peşindedir.Dilden dile yüzyıllar aşarak günümüze ulaşan bildik öyküsü burada başlar; köylüsü için buğday istemeye varır Hacı Bektaş Veli’nin kapısına. Herkese olabildiğince himmet eden Hacı Bektaş, hiç de beklemediği şekilde, “buğday” yerine “hikmet” vermeyi önerir ona. Ama bizim Yunus kabul etmez-edemez, zira aç köylüsü, çocuklar aklındadır. Nihayetinde buğdayı alır köyüne döner. Ama köyde taş taş üstünde kalmamıştır. Ve Yunus yollara düşer, hem kayıp oğlunu bulmak, hem de reddettiği “hikmete” ulaşmak için.Hacı Bektaş’ın kapısından döner, Tapduk Emre’nin dergâhına kapılanır, odun taşır, su taşır. Zaman zaman yollara düşer, aklının ve ruhunun peşinden ilâhi olanı bulmak için. Erendir bilmez erdiğini, ama görenler görür, duyanlar duyar ve bilenler bilir onun ermişliğini.İskender Pala, kitapta Yunus’un hayatını anlatırken geri plânda da Anadolu panaromasını naif, ama etkili ve acıtıcı bir şekilde sunmayı da ihmal etmiyor, Hacı Bektaş Veli, Mevlâna, Tapduk Emre gibi dönemin diğer erenlerine de selâm ediyor inceden inceye.Yine böyle dergâhtan alıp başını dağlara vurduğu bir dönemde iki “abdal” ile kesişir yolu, onu dostlukla karşılaşır, sofralarını paylaşırlar. Ancak çözemediği bir durum vardır Bizim Yunus’un; aç karın doymak istediğinde abdallardan biri duaya durmakta ve sonrasında da önlerinde bir sofra kurulmaktadır. Bu işin sırrını bir türlü çözemezken bir akşam hiç beklemediği bir teklifle karşılaşır Yunus:“Gelgelelim üçüncü günün akşamında sıranın bende olduğunu söylediler:-Nasıl yani? Dedim.- Basbayağı ahretlik!.. İki gündür dua ettik, elhamdülillah karnımız doydu. Bu akşam da sen karnımızı doyur bakalım!..- Aman ahi erenler, siz benimle alay mı edersiniz?!- Haşa ki Allah’ın bir mahluku ile alay edile!.. Hele ki yaratılmışların en şereflisi, kâinatın özü ve özeti olan insan ile?! Dua buyur ki, amin diyelim!”Bu talep karşısında çaresiz kıvransa da çareyi yine de ilâhi olanda arar Yunus:“Sonra gözlerimi yumdum, Besmele çektim:-… Rabbim sana sundum elim. Hadimi bilirim ve benim halimi Sen dahi bilirsin. Bu dervişler sana yakarırken her kimin yüzü suyu hürmetine dua ettilerse, sen o kulunun yüzü suyu hürmetine dua ettilerse, sen o kulunun yüzü suyuna beni bunların yanında mahcup etme İlâhi!..”Gözlerini açar ki, dört ayrı sofra önünde durmaktadır şimdi. Kendisiyle eğlenildiğini düşünür yine, ama beklemediği bir şey olur, abdallardan biri eline yapışır, diğeri dizini öper ve sorar:“-Aman kardeşlik, kimin hatırına dua eyledin, kimin hürmetine istedin ki, sana bu nimet verildi?”Ve Yunus o kadar mütevazi, o kadar deryasını bilmez ki, utanır nasıl dua ettiğini söylemekten de soruya soruyla cevap verir:“Sonra gayri ihtiyari sordum:-Peki ya sizler kimin hürmetine istediniz, ey yarenler?” Karşılığında aldığı cevap şöyle olur:“Cevap vermek istemediler. Sonunda birbirlerine baktılar ve birisi sanki diğerlerinin de sözcüsü gibi mırıldandı:-Biz, Tapduk Emre’nin kapısında yıllar yılı odun taşıyan bir Yunus vardır, onun hürmetine diye dua eder, isteriz. Çok şükür her gün bize nimet gelir  (OD – Bir Yunus Romanı, İskender PALA, sf. 214-216)”

 

Yunus’un hayatındaki en önemli olaylardan biri de Mevlâna ile karşılaşmasıdır.  Dost Meclisi’nde vecde gelip de söylediği “Et ü kemik büründüm / Yunus diye göründüm” kafiyesinden Erenleri incittiğini sandığından hep pişmanlık duymuş, gözyaşlarıyla vedalaşırken Çelebi Faruk’un kulağına fısıldanan cümlenin merakını taşımıştır içinde. En nihayetinde de öğrenecektir: “Çelebi Faruk’un Tapduk Sultan’a söylediği ise bir cümle idi. Benim kelimelerimi havada karşılayıp söndüren bir cümle. Mevlâna’nın cümlesi. Yıllar yılı içimde merakla taşıdığım bir heyecanın cevabı. Utanacağımı düşündüğüm bir eksikli cümle. Tapduk Sultan’ımını tam karşısına geçip söyledi:-Dedi ki Efendimiz…-Söyle Çelebim! Aynen Mevlâna Hünkâr kardeşimizin kelimeleriyle söyle.-Sûfîlik yolunda hangi makama erişmişsem, şu Türkmen kocası Yunus’un ayak izini orada gördüm.Damarlarımdan canımın çekildiğini hissettim. Zihnimi Abakay Derviş’in çığlığı yalayıp geçti:-Kuyuya düştüüü!(OD – Bir Yunus Romanı, İskender PALA, sf.267)”

 

Ne demişti Mevlâna: “Derviş Yunus, artık iyice inandım ki bana yan ama tütme dediler. Sana yan ve yandır denilmiş!.. Sen bizi gizli yüzümüzden tanırsın. Başkalarının gözle göremediğini sen kalp ile görürsün. Bahtın açık olsun!…”(OD – Bir Yunus Romanı, İskender PALA, sf.170)”Aslında, o gün ayrılırken söylediği bu sözlerle sitem etmemiş, kaderinden haber vermiştir Mevlâna. Zira Yunus, öncesinde ve sonrasında, tüm hayatı boyunca kendi od’unda, kâh üzüntüyle, kâh aşkla, kâh pişmanlıkla yanmış ha yanmıştır, öyle ki o ateş bu gün hâlâ harlamakta ve anlayanları da içine çekmektedir. Kitapta Yunus Emre’nin hayat öyküsünü çevreleyen başka hayat öyküleri de var, bunlar bazen birbirine teğet geçiyor, bazen kesişiyor, bazen de paralel yürüyor. Örneğin, Molla Kasım, Samuel, Zahir Baba gibi. Ama biz Yunus’la başladık onunla bitirelim:“Ten fânidir, can ölmezÇün, gitti geri gelmezÖlür ise ten ölürCanlar ölesi değil”Özlem Pekcanhttp://goglar.blogspot.com


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

Dersim özrü dış basında 1915 Ermeni olaylarını hatırlattı

Her toplumun eğitim düzeyi ve  kültürü farklı.Yüzlerce yıl sürüp gelen kültür, beş on sene içinde birden bire çırpılıp atılamıyor.Demokrasi, seçme seçilme açısından yönetim biçimi olarak bilinse de, içinde kültüre bağlı  olarak birey ve toplum davranışı var.Demokrasi, önceden kesilip biçilerek toplum üstüne giydirilebilir olsaydı herhalde yeryüzünde şimdiye kadar kendine demokrasi sipariş etmeyen toplum kalmaz , demokrasi dışı rejimler bile demokrasiye kendiliklerinden geçerlerdi.Türkiye değişim adına bir bunalıma doğru gidiyor. Politikacıların, karşı grupları rencide edici, küçük düşürücü ateşli konuşmaları toplumu ayrıştırıyor.Türkiye gibi ideolojilerin ön planda tutulduğu ülkelerde farklı gruplarda “ait olma içselliği” toplumda daha bir belirginlik göstermesi kaçınılmaz.Ortadoğu, tarih içinde ideolojilerin ön planda tutulduğu geniş bir bölge. Bizim de içinde yer aldığımız bölgede bitmeyen mezhep kavgalarının, din savaşlarının temel nedeni bu olsa gerek.Türkiye’nin diğer İslam ülkelerinden farkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşının bir asra yaklaşması ve bu süre içinde, Atatürk’ün altını çizdiği hedeflere doğru hızla yol alındığı değil midir bugün Türkiye’nin diğer Ortadoğu ülkelerine örnek gösterilmesi.Cumhuriyet içinde kuruluşundan bu yana, her ne kadar muhalif gruplar bulunsa da Atatürkçü bir neslin toplumun çok büyük bir kısmını teşkil ettiği inkar edilemez bir gerçek.Toplum çoğunluğunun Atatürk ve onun silah arkadaşlarına duyduğu haklı saygıyı kazandıran tarih, henüz uzak geçmiş değildir.  Tarihi yapanlar daha dün aramızdaydılar.Hem geçmişte, hem günümüzde, siyaset içinde verilen demeç ve yorumlar ne derece tarih ile ölçüşüyor? Politikanın temel amacı iktidarı ele geçirmek veya iktidarı elde tutmak  olduğuna göre, politika içindeki söylemler ne derece gerçek tarih bilgisi ile örtüşebiliyor?Son zamanlarda Dersim olayı gündeme düşürüldü. Dersim olayını anlatan o kadar tarih kitabı var ki, bugün yeni bulunmuş gibi  sunulan bilgi ve belgeler zaten bu kaynaklarda mevcut.Olaylar, meydana geldiği zamanın şartlarına göre ve dış dünyada alacağı tepkiler göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde sağlıklı ve ülke çıkarlarına uygun oluyor.The Telegraph, 24 Kasım 2011 tarihli haberinde,“Türk Başbakanı sayın Erdoğan, resmi belgelere göre 1936-1939 arası Türk hava ve kara kuvvetleri ile bugün Tunceli olarak bilinen Dersim’de katledilen 13800 insan için özür diledi” derken “1915 yılında da 1,5 milyondan fazla Ermeni’nin soykırıma uğradığını ve sürgüne gönderildiğini” yazıyor.Aynı tarihli Taiwan News, haberi verdikten sonra, yine 1915 Ermeni olaylarını hatırlatarak, “tarihin karanlık sayfalarının kabul edilmesi gerekliliğine” dair yorumu yapıldıktan sonra, 1940 Yahudiler üstüne varlık vergisi ve 1955 Rum azınlık olaylarını da hatırlatıyor.The Guardian, Türkiye Başbakanı’nın Dersim özür dilemesini verirken, aynı şekilde Ermeniler ve Türkler arasında geçen 1915 olaylarının geçmiş hükümetler tarafından kabul edilmediğini ve sayının abartılı bulunduğunun belirtildiğine değinilerek olaya vurgu yapılıyor.Sott web. İsimli bir web haber sitesi, özür dilemenin “Ermeni Katliamı’’nın tanınmasının yolunu açacağının yorumunu yapıyor.Dersim özrüne ait dış haberlerin çoğunda 1915 olayları hatırlatılarak onunla ile özdeşleştiriliyor.Örnekler çok.Çoğu kişinin düşündüğü veya yazdığı gibi dışarıda fırsat kollandığı fobi ya da kuruntu değil gerçek olarak karşımıza çıkıyor.Dışarıda ve içerde hem davula hem kasnağa vuran çok. Bakalım sonu neye varacak? Hüseyin Seyfi


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su

17. Londra Türk Movie Festivali başladı

28 Kasım, 2011 | 15:17Bu yıl 17. ‘si düzenlenen Londra Türk Movie Festivali 24 Kasım Perşembe Leicester Sq. Odeon West End’de düzenlenen törenle başladı.“Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak” filminin gösterimi ile başlayan Londra Türk Movie Festivali ‘ne Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz ve eşi Emel Çeviköz, ünlü sanatçılar Hülya Koçyiğit ve Mehmet Aslantuğ ile “Sinyora Erica ile İtalyan Olmak” filminin yönetmeni Ali İlhan ve filmin İtalyan yıldızı aktris Claudia Cardinale katıldı.İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen ve 8 Aralık ‘a kadar sürecek olan  festivalde, ‘Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ ünlü sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit ‘e verildi.Festivalin direktörü Vedide Kaymak, büyük organizasyon ile ilgili bilgiler verirken; belgesel, kısa ve uzun metraj kategorilerinde 35 filmin gösteriminin yapılacağını ve ‘Golden Wings Digiturk Virtual Dağıtım Ödülü’için bu yıl sekiz filmin yarışacağını belirtti.Yarışmanın jüri üyeleri ise Day trip London sinema editörü ve movie eleştirmeni Dave Calhoun, sinema ve etkinlik kuratörü ve yazar Gareth Evans ve British Movie Institute pageant prodüktörü Helen de Witt olurken tek Türk jüri üyesi ise Türk sinema ve televizyon dünyasının başarılı oyuncusu Mehmet Aslantuğ.‘Golden Wings Digiturk Virtual Dağıtım Ödülü’için yarışacak filmler ise şöyle;‘Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak’-Ali İlhan‘Gölgeler ve Suretler’-Derviş Zaim‘Bir Zamanlar Anadolu’da’- Nuri Bilge Ceylan‘Kar Beyaz’-Selim Güneş‘Saç’-Tayfun Pirselimoğlu‘Eylül’- Cemil Ağacıkoğlu‘Yurt’-Muzaffer Özdemir‘Unutma Beni İstanbul’- Uluslararası 6 genç yönetmen
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.Hülya Koçyiğit, Londra, Londra Festival, Londra Movie Festivali, Londra Türk Movie Festivali, Londra Türk Movie Festivali başladı, Mehmet Aslantuğ, Mehmet Aslantuğ Londra Türk Movie Festivali, Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak, Day trip London, Türk Movie Festivali,


koçbey aqua su
kirazlı yayla su
damla su
mahmudiye oskar su
başpınar doğal kaynak su
lido su
haznedar su
karsu
altınpınar su
taşdelen su
ayazma su